YARGITAY KARARLARI (TCK) 27 - GÜNCEL HUKUK

11 Mart 2012 Pazar

YARGITAY KARARLARI (TCK) 27

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO               : 2011/12

KARAR NO            : 2011/12

KARAR TR             : 02.05.2011

(Ceza Bölümü)

Ö Z E T      : Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu nedeniyle asker ve sivil kişi sanıklar hakkında açılan kamu davasının Adli yargı yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        :K.H.

Maktül       : M. Z. K.

Katılanlar    : 1- M. K.

  2- H. K.

  3- S. Y. 

Sanıklar      : 1-A. K.

                  2-Ö. İ.

  3-V. A.



O L A Y    :Hakkari İl Jandarma Alay Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanıklar J. Bçvş. A. K. ile J. Bçvş. Ö. İ.’in, 9.11.2005 tarihinden itibaren Yüksekova ve Şemdinli İlçeleri bölgesinde bulunan örgüt mensupları hakkında bilgi elde etmek, istihbari ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak amacıyla görevlendirildiği, Şemdinli İlçesi Özipek Pasajında bulunan Umut Kitapevini işleten S. Y.’ın PKK terör örgütünün Şemdinli İlçesi kırsalında faaliyet gösteren örgüt mensupları ile irtibatlı olduğu, örgüt mensuplarına malzeme temin ettiği, yardım ve yataklık yaptığı, eylem yapılacak yerler ile ilgili bilgi verdiği, bölgede bulunan örgüt mensuplarının ailelerine yardımcı olduğu, DEHAP ile ilgili bütün faaliyetlerde ön planda olduğu, olay tarihinden önce kurulan Demokratik Toplum Hareketinin Şemdinli’deki kurucu üyeleri arasında yer aldığı, bazı bombalama olaylarına karıştığı şeklinde hakkında teknik takip ve istihbarat bilgilerinin bulunduğu ve Hakkari İl Jandarma Komutanlığı’nca teknik takibe alındığı, 4.11.2005 tarihinde PKK terör örgütü olan Sabri (K) A. K. ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında, Almanya’dan bir paket gönderileceği ve adres olarak Umut Kitapevinin verildiği, bu paketin terör örgütünün dağ kadrosuna gönderileceğinin değerlendirildiği, S. Y. hakkında istihbari faaliyetler ve çalışma yapmak üzere sanıklar A. K. ile Ö. İ.’in görevlendirildiği ve istihbari çalışmalar yapılarak bu kişinin ev ve işyeri krokilerinin çizildiği, PKK terör örgütünün eski bir üyesi olan 2001 yılında çıkarılan JGY:37-8 Haber Elemanlarının Temini, Kullanımı ile Etkinliklerinin Tespiti ve Kontrolü Yönergesine göre aynı Komutanlık tarafından haber elemanı olarak kullanılan sivil kişi sanık V. A. ile birlikte asker kişi sanıklar A. K. ve Ö. İ.’in 9.11.2005 tarihinde saat 11.00 sıralarında, Şemdinli İlçesine geldikleri kendi beyanlarına göre geliş amaçlarının Almanya’dan gelecek olan paket olduğu, aleyhe delillere göre, gerçek amacın 5.8.2005  tarihinde  terör  örgütü  tarafından  Şemdinli  İlçe Jandarma Komutanlığı Askeri Gazino geçişine bomba konulması ve beş askerin şehit olması olayı ile 1.11.2005 tarihinde Askeri Gazinonun diğer tarafındaki  sokağa park edilen otomobil içindeki bombanın patlaması sonucu bir askerin kör olması ve birçok kişinin yaralanması olayının sorumlusu olarak kabul ettikleri S. Y.’a terör örgütünün kullandığı yöntem ile cevap vermek olduğu, sanıkların  araçlarını  A. Ö. isimli kişinin dükkanının önüne park ettikleri sanıklardan V. A.’in araçtan inerek Özipek pasajına girmesinden sonra Umut Kitapevi isimli  işyerine iki ayrı el bombası atıldığı, bombalarının patlaması üzerine M. Z. K.ın öldüğü, M. K.ın yaralandığı, olaydan sonra yapılan soruşturma sonucunda, olayın sanıklar tarafından fikir ve irade birliği içinde  gerçekleştirildiği,  tüm  dosya kapsamına göre kamu görevlileri olan sanıklar A. K. ile Ö. İ.’in Terörle Mücadele adı altında yola çıkıp bir süre sonra yasaların kendilerine verdiği yetkileri tam bir sorumsuzluk içinde  yasa  dışılığı  meşru  sayıp amaçlarına ulaşmak için her yöntemi uygun yöntem olarak benimseyerek kamu görevlisi olmayan eski bir PKK üyesi sanık V. A’i de yanlarına alarak tam bir dayanışma ve işbirliği içerisinde hareket edip S. Y. isimli şahsa zarar vermek veya bu şahsı öldürmek amacıyla olayı gerçekleştirdikleri açıklanıp;

“Güvenlik kuvvetlerimizin hangi şartlarda silâh ve şiddet kullanacağı yasalarımızda ve yönetmeliklerimizde detayı ile açıklanmıştır. PKK veya her hangi bir terör örgütü ile mücadele hukukî yollarla ve gerektiğinde silâh ve şiddet kullanarak yapılacaktır. Terör örgütleri ile hukukî olmayan bir yöntem ile mücadelede halkın devlete olan güveni zamanla sarsılabilir. Bu şekilde mücadele yöntemini benimseyen bir takım oluşumlar zamanla devlet kademesinde yer bulmakta ve yasaların kendilerine tanımadığı yetki ve görevlerle keyfî bir takım eylem ve işlem gerçekleştirmek suretiyle kamuoyunun devlete karşı olan güvenini ve inancını yitirmesine de neden olabilecektir. Sonuçta devlete karşı güvenini ve inancını yitiren halkın görev ve yetkinin yasadışı olarak kullanılması sonucu meydana gelen ihlalleri fiilî olarak protesto ederek sokaklarda gösteriler yapılacak ve kamu düzeni bu şekilde bozulacaktır. Devleti oluşturan unsurlar halk ve bireydir. Kamu düzeninin bu şekilde bozulması şeklen terörle mücadele eder gibi görünen yasadışı bu oluşumların eylemleri sonucu gerçekleşecektir. Kamu görevlilerinin yasaya aykırı olarak yaptığı şiddet ve silâh (bomba) kullanma eylemi açıkladığımız gibi devletin birliğini sağlamaya yönelik bir eylem olmayıp kamu düzeninin bozulmasına, karmaşaya, güvensizliğe neden olarak devletin birliğini bozmaya yönelik bir eylemdir. Bu bombalama eylemi ile Şemdinli halkını provake eden bölücü örgüt yandaşlarının halkı yönlendirdiği, özellikle Bayrağımıza ve Atatürk Büstü’ne saldırıların da gerçekleştiği, gerek ilçede gerekse ülke genelinde tansiyonu yükseltmeyi amaçlayan terör örgütü ve yandaşlarının pek çok yerde toplumsal çatışma yaratmayı hedefledikleri, devamında güvenlik birimlerini tahrik etmek suretiyle özellikle son dönemde insan hakları ve kişisel özgürlüklerin geliştirilmeye çalışıldığı ve güvenlik güçlerimizin bu konularda gerekli hassasiyeti göstermek için çaba harcadığı, bu ortamı bozdurmak ve devletimizi bazı uluslar arası platformlarda sıkıntıya sokmak eyleminde oldukları, bu şekilde terör örgütü PKK.ya adeta fırsat ve imkân tanınarak prim verilmiş ve bir takım eylemlerin yapılmasına zemin hazırlanmıştır. Bu bombalama olayına ilgili kurum ve kuruluşların müdahale etmesi ve gereğinin yapılmasına fırsat tanınmadan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurum ve kuruluşlarını hedef alan, mevzuata göre açıkça suç teşkil eden toplumsal eylemlerin ardı ardına işlendiği, bunları yönlendiren ve büyük ihtimalle terör örgütü PKK.nın uzantısı konumundaki kişilere müdahale edilememesi, bu konudaki zafiyeti gösterir şekilde yerel bazı kişilerle irtibata girilerek yardım istenilmesi, belli bir alanın tamamen boşaltılması ve burayı bombalama olayından sonra göstericilerin işgâl etmesi, söz vermelere ve iyi niyetlere bağlı olarak resmî işlemlerin yapılması gibi bir sürece girilmesi, aslında güvenlik güçlerinin alması gereken bazı tedbirleri vatandaşların veya Belediye Başkanına bağlı olduğu söylenen bazı kişilerin alması ve bunlardan yarar umulması terör örgütünün bölgedeki yeni stratejisine yardımcı olmasına katkıda bulunacak bir anlayıştır. Bu olaylar göstermiştir ki bölgedeki halkın kışkırtılması ve galeyana getirilmesi halinde müdahale etmesi  gereken  devlet  kuruluşları  değil  yöredeki  politikacıların  ve  örgütün milis güçlerinin sözleri ve talimatları etkili olacaktır. Bu açıdan açıkladığımız gerekçelerle  09.11.2005  tarihindeki  patlama

olayı ve sonrasında gelişen toplumsal olaylar sonucu ülkenin kamu düzeni ve istikrarı bozulmuştur. Bu gerekçelerle 09.11.2005 günü Şemdinli’de gerçekleştirilen bomba eylemi devletin birliğini bozmaya yönelik bir eylemdir. Bu bombalama olayı ve akabinde yaşanan olaylar bir arada değerlendirildiğinde terör örgütü PKK.nın halk üzerindeki  etkinliğinin  artmasına,  örgütün  kısa  sürede  olayları protesto etmek için binlerce insanı bir araya toplayabilme gücüne kavuşmuş olması gibi imkânlara zemin hazırlanarak terör örgütünün lehine ve istediği sonuçları elde etmesine yönelik bir ortam meydana getirilmiştir” denilerek, bu eylemden sonra bölgede meydana gelen olaylar sonucu ülkenin kamu düzeni ve istikrarının  bozulduğu,  eylemin  devletin  birliğini bozmaya yönelik bir eylem olduğu, böylece, sanıkların devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmak, kasten adam öldürmek, kasten adam öldürmeye teşebbüs etmek ve suç işlemek için anlaşmak suçlarını işledikleri ileri sürülüp, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 ve devamı maddeleri gereğince yargılamalarının yapılarak eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 302/1,3713 sayılı Kanun’un 5, Türk Ceza Kanunu’nun 302/2. maddesi yollaması ile aynı Kanun’un 82/1-c,35/1, 316/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Van Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.2006 gün ve E: 2006/32, K: 2006/31 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

Van  3. Ağır Ceza Mahkemesi, 19.6.2006 gün ve E: 2006/45, K:2006/74 sayılı kararı ile, savunmasını Baroca görevlendirilen avukat dışında vekalet vermek suretiyle görevlendirdiği avukatının yapmasını istediği için V. A. hakkında açılan davanın tefrik edilerek 2006/116 sayılı esasa kaydedilerek bu esas üzerinden davaya devamına karar verdikten sonra, sanıklar A. K. ile Ö. İ.’in olay tarihinde suç örgütünün üyesi PKK itirafçısı sanık V. A.’le normal iştirak iradesini aşan örgütsel birliktelikle hukuk dışı, keyfi yollarla terörle mücadele etmek olarak kabul edilen amaçla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi kapsamında oluşturulan silahlı suç örgütünün üyesi olarak ve amaçları doğrultusunda S. Y.ı öldürmeye karar verip, bu doğrultuda amaçlarını gerçekleştirmek için el bombası kullanmayı planlayarak olayı gerçekleştirdikleri gerekçesiyle; sanıklar A. K. ile Ö. İ.’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220/2-3,62/1,37/1. maddesi yollamasıyla 82/1-a-c,35/2,62/1,82/2-3(e),61/2,21/2,62/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına, sanık V. A. hakkında ise, tefrik edilen dosyada yargılamaya devam edilerek aynı maddeler uygulanmak suretiyle cezalandırılmasına karar verilmiş, kararların ayrı ayrı temyiz edilmeleri üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nce, sanıklara yüklenen eylemlerin terörle mücadele görevleri kapsamında gerçekleştirildiği belirtilerek bölücü terörle mücadele ile ilgili Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün faaliyetlerinin askeri nitelikte olduğu ve askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümlerin saklı tutulduğu CMK’nun 250/3. maddesi hükmü karşısında 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 54. maddesinin “Vatan aleyhinde bir cürüm yapan askeri şahıslar hakkında Türk Ceza Kanununun 125 nciden 145nci maddeye kadar olan maddeleri hükümleri tatbik olunur” hükümlerinin tatbik edileceği gerekçesiyle 353 sayılı Kanun’un 9 ve 12. maddeleri uyarınca davalara bakma görevinin askeri mahkemeye ait olduğu belirtilerek kararlar bozulmuştur.

VAN 3. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 14.9.2007 gün ve E:2007/189, K:2007/213 sayı ile öncelikle daha önce ayırma kararı verdiği dava dosyalarının birleştirilmesine karar verdikten sonra, bozma ilamında belirtilen hususları tekrar ederek bölücü terörle mücadele ile ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün faaliyetlerinin askeri nitelikte olması ve askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümlerin saklı tutan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250/3. maddesi hükmü karşısında Askeri Ceza Kanunu’nun 54. maddesi gereğince sanıkların eylemine uygun  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesi, 353  sayılı  Kanun’un  9  ve 12. maddeleri gereğince yargılama görevinin Askeri Mahkemeye ait olduğu  gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi hükmün onanmasına karar vermiş, dava dosyası, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

JANDARMA ASAYİŞ KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 22.1.2010 gün ve E:2010/52, K:2010/45 sayı ile, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesinde yapılan değişiklik  nedeniyle  sivil  kişi  sanık  V.  A.’in  askeri mahkemede yargılanamayacağı, sanıkların “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak” suçunu işlediklerine dair hiçbir delil bulunmadığı, yüklenen  eylemlerin sabit görülmesi durumunda, sivil sanık V. A.’in eyleminin “nitelikli kasten adam öldürmeye teşebbüs”, “nitelikli kasten adam öldürme” suçlarını, asker kişi sanıkların eylemlerinin ise bu suçlara azmettirme veya yardım etme suçlarını oluşturabileceği, bu suçların ise askeri bir görev ve hizmetle bağlantılı olarak gerçekleşmemiş olduğu,  bu nedenle 353 sayılı  Kanun’un  12.  maddesi  uyarınca tüm sanıkların yargılamalarının adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararının temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nce hükmün onanmasına karar verilmiş, dava dosyası, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Ali Cengiz ÖZBEK, Mehmet MUTLU, Ramazan ÖZKEPİR, Ahmet DURU, Yavuz SAYALGI, Levent BİLGİ’nin, katılımlarıyla yapılan 02.05.2011 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Askeri Yargıtay Başsavcılığınca görevlendirilen Başsavcı Yardımcısı Nalan CANBAYın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler  Kanunlarda aksi yazılı  olmadıkça asker kişilerin

askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,  

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde  "Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde  eğer  suç  Askeri  Ceza  Kanununda  yazılı  bir  suç  ise  sanıkların  yargılanmaları askeri  mahkemelere;   eğer  suç  Askeri  Ceza  Kanununda  yazılı  olmayan bir suç ise adliye

mahkemelerine aittir" denilerek, Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suçun müştereken işlenmesi halinde sanıkların yargılamalarının askeri mahkemede yapılacağı hükme bağlanmıştır.

1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun, “Vatan aleyhindeki cürümler” başlığı altında düzenlenen 54. maddesinde “Vatan aleyhinde bir cürüm yapan askeri şahıslar hakkında Türk Ceza Kanunun 125 inciden 145 inci maddeye kadar olan maddeleri hükümleri tatbik olunur”; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Yollamalar” başlığı altında düzenlenen üçüncü maddesi birinci fıkrasında da “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır” denilmiştir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, “Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi” başlığı altında düzenlenen 250. maddesinin (1) nolu fıkrasının (c) bendinde, Türk Ceza Kanununda yer alan, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305,318,319,323,324,325 ve 332 nci  maddeler  hariç) dolayısıyla  açılan  davaların,  Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görüleceği belirtilmiş; (3) nolu fıkrasında ise, birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenlerin sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanacakları, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümlerin saklı olduğu düzenlenmiştir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun birinci maddesinde “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir” denilerek terörün tanımı yapılmış; “Terör Suçları” başlığı altında düzenlenen 3. maddesinde de “26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312,313,314,315  ve  320  nci  maddeleri  ile  310  uncu  maddesinin  birinci  fıkrasında  yazılı suçlar, terör suçlarıdır”; “Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi” başlığı altında düzenlenen 9. maddesinde “Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili davalara, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemelerinde bakılır” denilmiştir.

Öte yandan, 5918 sayılı Yasa’yla değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesine eklenen ikinci fıkrasında, barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemeleri durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmalarının Cumhuriyet savcılarınca, kovuşturmalarının adli yargı mahkemelerince yapılacağı belirtilmiştir.

3.3.2006 günlü 2006/32 Esas, 2006/31 Karar sayılı iddianamede; A. K. ve Ö. İ.’in terörle mücadele adı altında yola çıkıp bir süre sonra yasaların kendilerine verdiği yetkileri tam bir sorumsuzluk içinde yasadışılığı meşru sayıp amaçlarına ulaşmak için her yöntemi uygun yöntem olarak benimseyerek yanlarında kamu görevlisi olmayan eski bir PKK üyesi V. A. olduğu halde tam bir dayanışma ve işbirliği içersinde hareket edip S. Y. isimli şahsa zarar vermek veya bu şahsı öldürmek amacıyla suç tarihinde olayı gerçekleştirdikleri, terörle mücadele adı altında hukuk dışı bir yapılanma ve anlaşma ile devletin meşru güçleri gibi güç kullanarak yürürlükteki yasalar yerine kendi güç ve kuralları ile sözde yasalar  oluşturmanın  devleti hukuk devleti olmaktan çıkaracağı, eylemin kamu düzeninin bozulmasına, karmaşaya, devletin birliğini bozmaya yönelik olduğu iddia edilip sanıklara isnad olunan suçun kapsamı belirtilerek bu nitelemeye göre sanıklar haklarında Türk Ceza Kanunu’nun 302/1,2,316/1,82/1-c,53,63, 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddelerinin uygulanması istenilmiştir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bozma kararından sonra, yeniden düzenlenen ve  12.9.2010 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile değişik Anayasa’nın 145. maddesinde “Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmiştir.

Bu düzenlemeye göre, devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davaların adliye mahkemelerinde görüleceği açıktır.

Olayımızda, iddianamede isnad olunan suçun tavsifi yapılarak sanıklar hakkında uygulanması istenilen Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesinde, devletin birliğine, güvenliğine karşı işlenen suçlar hakkında yaptırım öngörülmüştür.

Buna göre, iddianamedeki olayın anlatımı, sevk maddeleri ile yukarıda anlatılan yasal ve anayasal düzenlemeler birlikte gözetildiğinde, sanıkların kovuşturmalarının adli yargı yerinde yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 14.9.2007 gün ve E:2007/189, K:2007/213 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.05.2011 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.


                              ---***---                 

9 CD-E:2007/501-K:2007/1844--->Madde:302
Silahlı Örgüt Üyesi Olmak
Sanığın iddia ve kabul edilen 1995 yılında KDP güçleriylesilahlı çatışmaya girme ve kaçakçılardan sınır bölgesinde para alınması şeklinde gerçekleşen ve tüm dosya kapsamı ile doğrulanan eylem ve faaliyetlerinin neteliği itibariyle suç tarihinde yürürlükte olan 765 Sayılı TCK'nun 125 ve 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı TCK'nun 302/1 maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği.....


                              ---***---                 

------------------------------------------------0----------------------------------------------
YARGITAY KARARLARI-(10)
CGK--E:2006/9-141-K:2006/140--->Madde:314
ÖRGÜTE BİLEREK VE İSTEYEREK YARDIM ETME, HATALI UYARLAMA KARARLARI, HÜKÜMLÜ YARARINA KAZANILMIŞ HAK (ALEYHE BOZMA YASAĞI) OLUŞTURMAZ.
            5237 sayılı TCK.nun 58. maddesi, örgüt mensubu olan hükümlüler hakkında tayin olunan hapis cezasının infazı sırasında ve infazından sonra uygulanmak üzere denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını getirmiş, ayrıca infaz rejiminin de buna göre belirlenmesini öngörmüştür. Maddenin kapsam ve amacından da anlaşılacağı üzere bu hususlar ceza değil, cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimi ile ilgili olup bu konunun gerek Yargıtay Ceza Genel Kuru¬lunun, gerekse Dairemizin yerleşik uygulamaları karşısında kazanılmış hak oluş¬turmayacağı da gözetilerek, silahlı örgüt mensubu olmak suçundan mahkûm olan hükümlüler hakkında anılan maddenin uygulanması konusunda her zaman bir karar verilmesi mümkün görülmüş,
            Hükümlüler R ve A hakkında TCK.nun 169. maddesi uyarınca verilip kesinleşmiş bulunan hükümlerle ilgili olarak yapılan lehe yasa değerlendirilmesi sıra¬sında 5237 sayılı TCK.nun 314/3. maddesinin ?suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır? hükmü ve aynı Yasanın örgüt kurmaya ilişkin 220/7. maddesinin ?örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak ceza¬landırılır? hükmü karşısında anılan hükümlerin amaç ve kapsamları da nazara alındığında, silahlı örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettikleri kabul edilen hükümlüler hakkında 5237 sayılı TCK.nun silahlı örgüt suçunu düzenleyen 314/2. maddesi uyarınca ceza tayini gerektiği, bu nedenle de 765 sayılı TCK.nun 169. maddesi hükmünün lehe olduğu ve anılan madde ile uygu¬lama yapılması gerektiği gözetilmeden, yanlış değerlen¬dirme ile 5237 sayılı TCK.nun 220/7. maddesi uyarınca yazılı şekilde hüküm tesisi aleyhe temyiz olmadı¬ğından bozma nedeni yapılmamıştır.
            Yapılan incelemeye, mahkemenin soruşturma sonucuna uygun olarak oluşan kanaat, takdir ve uygulaması ile tüm dosya kapsamına göre hükümlüler müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, yukarıda belirtilen eleştiriler dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına? karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığınca 01.05.2006 gün ve 217137 sayı ile;
            ?Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 23.02.1938 tarih ve 23-9 sayılı kararı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarih ve 162-173 sayılı, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 23.02.2006 tarih ve 11954-1687 sayılı, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12.12.2005 tarih ve 18194-22978 sayılı kararlarına  göre;
            a) 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşen mahkûmiyet hükümlerinde, 5237 sayılı TCK?nun 7/2. maddesi gereğince sanığın/hükümlünün lehine olan yasa, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlülük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesinde öngö¬rüldüğü biçimde önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenecek, aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca da, Türk Ceza Kanununun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde ise duruşma yapılmaksızın karar verilebilecektir. Lehe olan hükümlerin derhal uygulanabileceği haller ise, eylemin tartışmasız olarak suç olmaktan çıkarılması, belirlenen cezanın bir değer¬lendirme, takdir gerektirmemesi gibi ve benzeri hallerdir. Mahkemece bir değerlendirme yapı¬larak ve takdir kullanılarak cezanın belirlenmesi veya kişiselleştiril¬mesinin gerektiği hallerde (örneğin, önceki yasanın tür ve süresi itibariyle erteleme dışında bıraktığı cezaya, yeni yasa erteleme olanağı sağlamışsa, yada suç tanımında değişiklik yapılmışsa) duruşma açılması zorunludur.
            b) İnfaz aşamasında, olay yargılaması yapılmadan evrak üzerinden verilen hatalı uyarlama kararları, hükümlü yararına kazanılmış hak (aleyhe bozma yasağı) oluşturmaz. Başka bir anlatımla 5271 sayılı CMK.nun 307/4. maddesi, kesinleşmiş hükümler hakkında verilen hatalı uyarlama kararlarında uygulanmaz.
            Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olayın değerlendirilmesinde:
            Silahlı örgüte yardım ve yataklık suçundan hükümlüler A ve R?ın, 765 sayılı TCK.nun 169, 59/2, 31, 40, 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası ve fer?i ceza ile cezalandırılmalarına dair kesinleşmiş hükmün; 5237 sayılı TCK.nun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesini müteakip .. nolu Ağır Ceza Mahkemesince duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden yeniden değerlendirilmesi sonucu, yargısal denetime açık, karşılaştırmalı lehe yasa değerlendirmesi ve uygulaması yapılmadan, genel bir ifade ile 5237 sayılı Yasa lehe olduğundan bahisle 17.10.2005 tarih ve aynı sayılı ek kararla, 5237 sayılı TCK.nun 314/3, 220/7, 62, 53/1-2, 63, 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca 1 sene 3 ay hapis cezası ve güvenlik tedbiri olarak hak yoksunluğuna karar verilmesinde yasaya uyarlık görülmediği gibi, yasa hükmünün hatalı yorum ve uygulanması nedeniyle hükümlülere eksik ceza tayinine ilişkin bu hükmün aleyhe temyiz olmadığından, eleştiri yapılarak onanması da yasaya aykırı bulunmuştur.
            Şöyle ki;
            1- 765 sayılı TCK.nun, silahlı örgüte yardım ve yataklık suçunu düzenleyen 169. maddesi, 5237 sayılı TCK.nun 314/3 yollaması ile 220/7. maddesinde düzenlenmiştir. Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, 5237 sayılı TCK.nun 220/7. maddesinde suç olarak yaptırım altına alınmıştır. 5237 sayılı TCK.nunda silahlı örgüte yardım ve yataklık adıyla ayrı bir suç tanımlaması yapılmamış, bu kavram altında söz konusu edilen fiillerin örgüt üyeliği gibi cezalandırılması öngörülmüştür. Suç karşılığında uygulanan yaptırım; 5237 sayılı TCK.nun 314/3. maddesi yollamasıyla 220/7 ve 314/2. maddeleri uyarınca beş yıldan on yıla kadar hapis cezası, karşılığı 765 sayılı TCK.nun 169. maddesinde ise 3 seneden 5 seneye kadar hapis cezasıdır. Ayrıca 5237 sayılı TCK.nun 221. maddesinde etkin pişmanlık hükümlerine yer verilmiştir. İlk bakışta ceza süresi bakımından 765 sayılı TCK. lehe gözükse de, koşulları oluştuğunda etkin pişmanlıktan yarar¬landırılma halinde 5237 sayılı TCK.da lehe olabilecektir. Bu durumun ise, bir inceleme, değerlendirme ve takdir gerektirdiğinde şüphe yoktur. Bu nedenle duruşma açılarak karar verilmesi yasal zorunluluktur. Kaldı ki, mahkemece 5237 sayılı TCK. lehe kabul edilerek uygulama yapıldığına göre, hükümlülere verilen ceza erteleme kapsamına girdiğinden, birey¬selleştirme yapılmasının değerlendirilmesi ve takdiri duruşma yapılmasını gerekli kılmaktadır
            2- Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması halinde ise, 765 sayılı TCK.nun 169. maddesi lehe olduğundan uyarlama yapılmayarak kesinleşen ilk hükmün aynen infazına karar verilmesi gerekirken, hatalı yorumla (5237 sayılı TCK.nun 314. maddesindeki silahlı örgüt üyesine öngörülen ceza yerine, anılan örgüt dışındaki örgüt üyesine öngörülen ceza verilerek) 5237 sayılı TCK.nun 220/7. maddesi ile eksik ceza tayini yasaya aykırı olup, bu ceza hükümlüler yararına kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Zira, olay yargılaması yapılmadan evrak üzerinden verilen hatalı uyarlama kararları, hükümlü yararına kazanılmış hak (aleyhe bozma yasağı) oluşturmaz. Bu nedenle kesinleşen ilk hükümdeki cezayı (3 yıl 9 ay hapis cezası) aşmamak üzere sanık aleyhine bozma kararı verilmesi, kesin hükmün otoritesi sebebiyle yasaya aykırılık teşkil etmeyecektir.? gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire onama kararının kaldırılıp, ... Ağır Ceza Mahkemesinin 17.10.2005 gün ve 73 sayılı ek kararının hükümlüler R  ve A  yönünden bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.
Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yasadışı silahlı terör örgütüne yardım etmekten, R ve A?ın, TCY?nın 169, 3713 sayılı Yasanın 5 ve TCY?nın 59. maddeleri uyarınca 3 yıl 9?ar ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, TCY?nın 31 ve 20. maddeleri uyarınca, 3 yıl süre ile kamu hizmetlerinden yasaklanmalarına, haklarında 40. maddenin uygulanmasına ilişkin .. Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince verilen 4.3.2004 gün ve 369/29 sayılı hüküm, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.11.2004 gün ve 6075/6278 sayı ile onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Hükümlülerin hukuki durumlarının 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni yasalar kapsamında değerlendirilmesi isteminde bulunulması üzerine, .... Ağır Ceza Mahkemesince dosya üzerinde yaptığı inceleme sonunda 17.10.2005 gün ve 73 sayılı ek karar ile;
5237 sayılı Yasa hükümlerinin hükümlüler lehine olduğu kabul edilerek;
R ve A?ın, 5237 sayılı Yasanın 314/3. maddesi yollamasıyla 220/7. maddesi uyarınca 1?er yıl hapis, 3713 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca 1 yıl 6?şar ay hapis ve TCY?nın 62. maddesi uyarınca 1 yıl 3?er ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, haklarında 5237 sayılı Yasanın 53/2. maddesi gereğince aynı maddenin 1. fıkrası ve 63. maddesinin  uygulanmasına karar verilmiş, hükümlüler müdafiilerince temyiz edilen hüküm, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince, 5237 sayılı TCY?nın 58. maddesi uyarınca örgüt mensubu olan hükümlüler hakkında tayin olunan hapis cezasının infazı sırasında ve infazından sonra uygulanmak üzere denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması konusunda her zaman karar verilmesi mümkün görülerek,
            Hükümlüler R ve A hakkında 5237 sayılı TCY?nın silahlı örgüt suçunu düzenleyen 314/2. maddesi uyarınca ceza tayini gerektiği, bu nedenle de 765 sayılı TCY?nın 169. maddesi hükmünün lehe olduğu ve anılan madde ile uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, yanlış değerlen¬dirme ile 5237 sayılı TCY?nın 220/7. maddesi uya¬rınca yazılı şekilde hüküm tesisi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmayıp, eleştiriler dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığınca, mahkemece bir değerlendirme yapılarak ve takdir kullanılarak cezanın belirlenmesi veya kişiselleştirilmesinin gerektiği hallerde duruşma açılması zorunludur.
İnfaz aşamasında, olay yargılaması yapılmadan evrak üzerinden verilen hatalı uyar¬lama kararları, hükümlü yararına kazanılmış hak oluşturmaz, gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire onama kararının kaldırılıp, ... Ağır Ceza Mahkemesinin 17.10.2005 gün ve 73 sayılı ek kararının hükümlüler R ve A yönünden bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.
Görüldüğü gibi Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, lehe yasa uygulamasının duruşmalı mı, duruşmasız mı yapılacağı ve uyarlama kararlarındaki hukuka aykırılıkların hükümlü lehine kazanılmış hak oluşturup, oluşturmayacağı başka bir anlatımla, aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği nokta¬sında toplanmaktadır.
Öncelikle, kesinleşen hükümlerde değişiklik yargılamasının hangi yasaya göre yapıla¬cağı hususunu inceleyecek olursak;
Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalk¬mış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 2. maddesinde;
?İşlendiği zamanın kanununa göre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kim-seye ceza verilemez. İşlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hükmolunmuşsa icrası ve kanunî neticeleri kendiliğinden ortadan kalkar.
Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur.?
Şeklinde;
 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının ?Zaman bakımından uygulama? başlıklı 7. maddesinde ise;
(1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmo¬lun¬muşsa infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar.
(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun¬ların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.
(3) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır. 
(4) Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.?
Biçiminde, yürürlükten kaldırılan 765 sayılı TCY?nın 2. maddesine benzer şekilde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi, her iki maddede de; ceza hukukunun en önemli ilkesi olan, ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin, ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması, ?geçmişe etkili uygulama? veya ?geçmişe yürürlük? ilkesine yer verilmiştir.
Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır.
Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda;
Hapis cezasını öngören yasanın, adli para cezası kabul eden yasaya göre,
Aynı nev?i ceza içeren yasalardan;
Yukarı sınırları aynı, aşağı sınırı fazla olanın, aşağı sınırı az olan yasaya göre,
Aşağı sınırları aynı, yukarı sınırı fazla olanın, üst sınırı az olana göre,       
Alt ve üst sınırlarının farklı olması halinde, üst sınırı fazla olanın, az olana göre,
Aleyhe olduğu,
 Yine, şikayete tabi olan suçu, kamu adına kovuşturulması gereken suç haline getiren yasanın aleyhe, kamu adına kovuşturulan suçu, şikayete tabi suç haline getiren yasanın lehe, aynı cezaya ilave olarak güvenlik önlemi kabul eden yasanın aleyhe olduğu belirtilmiş ise de,  bu kuralların her somut olayda, mutlak olarak aynı sonucu doğuracağının kabulü olanak¬sızdır. Ancak bazı somut durumlarda yetersiz de olsa bu ölçütler, yasalarda kısmi değişiklik¬lerin yapıldığı dönemlerde benimsenilmesi gereken temel ilkeleri göstermesi bakımından önemlidir. 
Nitekim, lehe yasanın tespiti açısından bu ölçütlere yeni kriterler eklenmesi yönündeki görüş ve uygulamalar, öğreti ve yargısal kararlara konu olmuş, değişen ceza mevzuatı karşısında dahi halen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, ?Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması halinde, her iki yasanın birbirine karıştırılma¬dan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı,? şeklin¬de, lehe yasanın tespitinde başvurulacak yöntem anahatlarıyla belirtilmiştir.
Öğretide de anılan İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilkeler benimsenerek, uygulanma olanağı bulunan tüm yasaların leh ve aleyhteki hükümleri ile birlikte ayrı ayrı ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren yasanın belirlenip son hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür. (Ord.Prof. Dr. S.DÖNMEZER-Prof. Dr. S.ERMAN, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.I, 11. Bası, sh.167 vd.; Ord. Prof. Dr. S.DÖNMEZER, Genel Ceza Hukuku Ders¬leri, sh.64 vd.; Prof. Dr. M.E.ARTUK-Doç. Dr. A.GÖKÇEN-Arş. Gör. A. C. YENİDÜNYA, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C.I, sh.221 vd.)
Hukukumuzda lehe yasanın tespiti yöntemine ilişkin; 5252 ve 5275 sayılı Yasalardan önce herhangi bir pozitif hukuk normunun bulunmaması nedeniyle, lehe yasa, 1412 sayılı CYUY?nın mahkûmiyet hükmünün yorumunda doğan tereddüdün giderilmesi bakımından ha¬kimden karar istenmesi yöntemini düzenleyen 402. maddesi uyarınca yapılmakta iken, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygu¬lama Şekli Hakkında Yasa?nın 9.maddesinde ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasa?nın 98 vd. maddelerinde, lehe yasanın saptanması ve uygulanmasında başvuru¬lacak yöntemle ilgili ayrıntılı hükümler geti¬rilmiştir.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasanın 98 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, ?Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.? hükmüne  yer verilip, aynı Yasanın 101 inci maddesinde ise, ceza¬nın infazı sırasında, 98 ilâ 100 üncü maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verile¬ceği ve bu kararların itiraza tabi olacağı belirtilmiş,
                        98. maddenin 1. fıkrasının uygulanma koşulları ise, madde gerekçesinde; ?Madde ile infazı söz konusu olabilen yani kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının yorumunda, içeriğinin belirlen¬mesinde veya çektirilecek cezanın hesabında tereddüt edilirse yahut hükümlünün adının yanlış yazılması gibi bir nedenle cezanın infaz olunmayacağı ileri sürülürse veya sonradan yürürlüğe giren kanun lehe ise yerine getirilecek cezanın belirlenmesi veya tereddüttün giderilmesi için, bir karar alınmak üzere yargılama makamına başvurulması hususları düzen¬lenmiştir.?  şeklinde açıklanmıştır
Diğer yönden 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın;
 1. Maddesinde;
?Bu Kanunun amacı, 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe konul¬masına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.?
2. Maddesinde;
?Bu Kanun, diğer kanunlarda, yürürlükten kaldırılan 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununa yapılan yollamaları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılan hükümleri ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun uygu¬lan¬ması için diğer kanunlarda yapılan değişik¬likleri, yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş suçlar hakkında ne suretle hüküm kurulacağına ve kesinleşmiş cezaların nasıl infaz edileceğine ilişkin hükümleri kapsar.?
 ?Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul? başlıklı  9. Maddesinde ise;
(1) 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak, Türk Ceza Kanununun lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde, duruşma yapılmak¬sızın da karar verilebilir.
(2) Birinci fıkra hükmü, 1 Haziran 2005 tarihinden önce verilip de Yargıtay tara¬fından lehe olan hükümlerin uygulanması hususunda değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle bozularak mahkemesine gönderilen hükümler hakkında da uygulanır.
(3) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.
(4) Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz.
Hükümlerine yer verilmiştir.
Yürürlük yasaları, suç tarihinde yürürlükte bulunan yasa ile sonradan kabul olunan yasalar arasındaki uyum sorunlarını gidermek için kabul olunan geçici yasalar olup, 5252 sayılı Yasa da, 765 ve 5237 sayılı Yasalar arasındaki uyumu sağlayabilmek için kabul edilmiş bulunan, geçici, süreli ve özel bir Yasa?dır. O halde, uyuşmazlık öncelikle, amacı, 5237 sayılı Türk Ceza Ya¬sasının yürürlüğe konulmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, kapsamı ise, diğer kanun¬larda 765 sayılı Türk Ceza Yasasına yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının yü¬rürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılan hü¬kümler ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının uy¬gulanması için diğer Yasalarda yapılan deği¬şiklikler, bu yasanın yürürlüğe girmesinden önce iş¬lenmiş suçlar hakkında ne surette hüküm kurulacağı ve kesin¬leşmiş cezaların nasıl infaz edi¬leceğine ilişkin hükümleri içeren 5252 sayılı Yasa hükümleri kapsamında değerlendiril¬melidir.
Diğer yönden, herhangi bir ceza normunun hükmün kesinleşmesinden sonra değişmesi halinde yapılacak uyarlama yargılamasına ilişkin genel bir düzenlemeyi içeren 5275 sayılı Yasanın 98 vd. maddelerindeki hükümlerin aynı konuda daha özel bir düzenleme içeren 5252 sayılı Yasanın 9. maddesi hükmü karşısında, somut olayda uygulanması olanağı bulun¬ma¬dığından, maddenin uygulanma koşullarının da bu somut olayda belirlenmesine gerek bulun¬mamaktadır.  
Görüldüğü gibi uyuşmazlık, herhangi bir ceza normunun hükmün kesinleşmesinden sonra değişmesi halinde yapılacak uyarlama yargılamasına ilişkin genel bir düzenlemeyi içeren, 5275 sayılı Yasanın 98 vd. maddeleri hükümlerine göre değil, 1 Haziran 2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak lehe yasanın saptanmasında izlenecek yöntemi belirleyen ve bu konuda özel düzenleme içeren 5252 sayılı Yasanın 9. maddesi kapsamında değerlendiril¬melidir.
5252 sayılı Yasanın ?Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul? başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında; ?Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygu¬lanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.? şek¬linde lehe yasanın saptanmasında başvurulacak yöntem düzenlenmiş olup,
Bu hüküm uyarınca, kesin yargı haline gelmiş bir hükümde değişiklik yargılaması yapılması, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya her iki yasanın ilgili tüm hükümleri birbirine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesini ve bunların karşılaş¬tırılmasını gerekli kılmaktadır.
Kesin yargı haline gelmiş bir hükümde sonradan yürürlüğe giren ve lehte hükümler içeren yasaya dayalı bulunan değişiklik yargılamasında, her iki yasanın ilgili tüm hü¬kümleri, önceki hükümde sabit kabul edilen olaya uygulanmak su¬retiyle belirlenmeli, bu belir¬leme herhangi bir inceleme, araştırma, kanıt tartışması ve takdir hakkının kullanılmasının gerekmediği;
Eylemin suç olmaktan çıkarılması,
Ceza sorumluluğunun kaldırılması,
Önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hallerde,
Evrak üze¬rinde;
Sonraki yasa ile;
Suçun unsurlarının veya özel hallerinin değiştirilmiş olması,
Cezanın tayininde 5237 sayılı TCY?nın 61 inci maddesi gözetilerek cezanın tayin ve taktirinin gerekmesi,
Önceki hükümde cezanın asgari haddin üzerinde tayini nedeniyle bu olguların 5237 sayılı Yasanın 61. maddesi uyarınca  tartışılmasının gerekmesi,
Artırım ve indirim oranlarının belirlenmesinin takdiri gerektirmesi,
Seçimlik cezalardan birinin tercihinin söz konusu olması,
Seçenek yaptırımların yada cezanın kişiselleştirilmesini gerektiren hallerin değerlen¬dirilmesinin gerekmesi,
Durumlarında ise  duruşma açılarak değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu değerlendirme yapılırken hükmün gerekçe bölümünde yukarıda belirtilen ilkelere uygun olarak, her iki yasaya göre uygulama ve sonuçları yasal dayanakları ile birlikte belirtil¬meli, lehe yasanın hangisi olduğu saptandıktan sonra, hüküm fıkrasında; lehe olduğu kabul edilen yasa ilgili tüm hükümleriyle birlikte olaya uygulanmak suretiyle hüküm tesis edil¬melidir.
Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılamanın sonraki yasanın lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü bir yargılama olduğu unutulmamalı,  lehe yasa¬nın tespiti amacıyla yapılan yargılamada, önceki karar dışına çıkılmamalı, kesinleşen karardaki suça uygulanması olanağı bulunan 5237 sayılı Yasa hükümlerinin tamamının uygulanarak bulunacak cezaların karşılaş¬tırılıp lehe yasanın saptanması ile yetinilmelidir.
Bu ilkeler ışığında, birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde, kesinleşmiş hükme konu mahkûmiyet 765 sayılı Yasanın 169. maddesinde düzenlenmiş bulunan yasadışı silahlı terör örgütüne yardım etme suçu olup, anılan suç 765 sayılı Yasanın 169. maddesinde; ?64 ve 65?inci maddelerde beyan olunan hal haricinde her kim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer gösterir veya yardım eder yahut erzak ve esliha ve cephane veya elbise tedarik ederse üç seneden beş seneye kadar ağır hapis ile cezalan¬dırılır.? şeklinde düzenlenmiş iken, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın ?Suç işlemek amacıyla örgüt kurma? suçunu yaptırıma bağlayan 220. maddenin 7. fıkrasında, ?Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.? şeklinde düzenlenmiş, ?Silahlı örgüt? suçunu düzenleyen 314. maddenin 3. fıkrasında ?Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.? hükmüne yer verilip, anılan maddenin 2. fıkrasında ise, 1.fıkrada tanımlanan örgüte üye olanların beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi hükümlülerin, yardım eylemini gerçekleştirdiği örgütün silahlı terör örgütü olması nedeniyle eylemleri 5237 sayılı Yasanın 314/3 ve 220/7. madde hükümleri uyarınca 314. maddenin 2. fıkrası kapsamındadır. 5237 sayılı Yasada örgüte yardım etmek şeklinde bağımsız bir suça yer verilmemesi, yardım edenlerin de örgüt üyesi gibi cezalandırılmalarına karar verilmesi zorunluluğu bulunması, ayrıca suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım ile silahlı örgüte yardım eylemlerinin birbirinden farklı şekilde yaptırımlara bağlanması, 221. maddede bu suçlarla ilgili olarak etkin pişmanlık hükümlerine yer verilmesi, 765 sayılı Yasa ile 5237 sayılı Yasada anılan suçların unsurlarının farklı şekilde düzenlenmesi, evrak üzerinde karar verilmesini gerekli kılan, eylemin suç olmaktan çıkarılması, ceza sorumluluğunun kaldırılması, önceki hükümle belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hallerin hiçbirinin somut olayda gerçekleşmemesi karşısında Yerel Mahkeme uyarlamasının bu yönüyle hatalı olduğu ve duruşma açılarak lehe yasanın belirlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, bu aşamada diğer itiraz nedenlerinin değerlendirilmesine gerek bulunmadığından, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılıp Yerel Mahkeme hükmünün adı geçen hükümlüler yönünden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört kurul üyesi, hükümlüler hakkında her iki hükümde de cezanın asgari hadden tayin edilerek, sabit artırım ve indirimlerin uygulandığı, sonuç ceza itibariyle cezanın bireyselleştirmesini gerektiren diğer kurumların uygulanma olanağı bulunmadığı, yapılan değerlendirmenin herhangi bir taktiri gerektirmediği, bu nedenlerle Özel Daire onama kararının isabetli olduğu gerekçesiyle itirazın reddi yönünde oy kullanmışlardır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2-Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 08.03.2006 gün ve 197-1436 sayılı onama kararının hükümlüler R ve A?la ilgili bölümünün KALDIRILMASINA,
3- ... Ağır Ceza Mahkemesinin 17.10.2005 gün ve 73 sayılı ek kararının hükümlüler R ve A yönünden BOZULMASINA,
4- Dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 16.05.2006 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.





                              ---***---                 

CGK--E:2008/9-78-K:2009/39--->Madde:314
Patlayıcı Madde Bulundurma,Silahlı Terör Örgütü Üyeliği,Özel Yardım Maddesi
Yasa dışı örgüt üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak suçlanndan sanıklar M. E:ve Z.E.nin 5237 sayılı TCY'nın 220/6. maddesi yollamasıyla 314/2, 3713 sayılı Yasanın 5 ve TCY'nın 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 3'er ay, 5237 sayılı TCY'nın 174/1-2 ve 62. maddeleri uyannca ayrı ayrı 3 yıl 9'ar ay hapis ve 25 gün karşılığı 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, haklarında 53. maddenin uygulanmasına ilişkin, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.12.2006 gün ve 220-355 sayılı hükümler sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.06.2007 gün ve 4669-5385 sayı ile;
"Tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak üzere temin edilen 1 adet el bombası ile 5.670 gr plastik patlayıcı, 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet elektrikli bomba düzeneğini örgütün amaçlarını bilerek bulunduran sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nun 315. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise, 20.11.2007 gün ve 340-392 sayı ile;
''5237 sayılı TCK'nın 315. maddesinde yazılı suç 765 sayılı TCK'da karşılığı bulunmayan ve yeni ihdas olunan bir suçtur. Buna göre örgüt faaliyetlerinde kullanılmak amacıyla bunların amaçlarını bilerek bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Madde gerekçesinde sözkonusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde bu silah ve cephaneyi temin eden kişilerin aslında bu suçların işlenmesine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerektiği, ancak sözkonusu fiillerin bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tanımlandığı için sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekeceği belirtilmiştir.
3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 2/2. maddesinde terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağı ve örgüt mensubu gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 314/3. maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin silahlı örgütle ilgili suç açısından aynen uygulanacağı, aynı Yasanın suç örgütü ile ilgili 220/6. maddesinde ise örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 3713 sayılı Yasanın 2/2 ile TCK'nın 220/6. maddeleri birbirine paralel ve uyumlu düzenlemelerdir.
5237 sayılı TCK'nın tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi başlıklı 174/1. maddesinde '... patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, ... maddeleri imal, ithal veya ihraç eden ülke içinde nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişinin' 3 yıldan 8 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. 174/2. maddede bu eylemin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hali ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiş, 174/3. maddede ise, önemsiz tür ve miktarda patlayıcı madde bakımından hafif ve niteliksiz hal yaptırıma bağlanmıştır.
Bozma ilamında örgüt üyeliği bakımından herhangi bir ibare olmamakla birlikte bozma gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların eylemlerinin bir bütün ve tek suç olarak TCK'nın 315. maddesinde yazılı suç olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre ayrıca 314/2. maddesi gereğince hüküm kurulmayacaktır. 315. maddede örgütle herhangi bir bağlantısı olmamakla birlikte örgüt amacını bilerek silah temin etmeyi düzenlemiştir. Mahkememiz kararı gerekçesinde 3713 sayılı Yasanın 2/2 ve TCK'nın 220/6. maddeleri nedeniyle sanıkların silahlı terör örgütü adına bu suçu işledikleri belirtilmiştir. Silahlı terör örgütü adına suçu işlemek aynı zamanda örgütle bağlantıyı da göstermektedir. 3713 sayılı Yasanın 2/2. maddesinde de bu amaçla bu suçun da terör suçu ve suçlunun da terör suçlusu olduğuna hükmedilmiştir. TCK'nın 315. maddesinde yazılı suç, 5532 sayılı Yasanın 2. maddesi ile terör suçları kapsamına alınmış olup 5532 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önceki 315. maddede yazılı suçları işleyenler 3713 Sayılı Yasanın 5. maddesinin de uygulanma yeri   bulunmamaktadır.   Diğer yandan TCK’nın 174/1-2. maddesinde   örgüt faaliyetleri çerçevesinde patlayıcı madde bulundurmayı ağırlaştırıcı bir suç olarak düzenlenmiş olup, 174/3. madde dikkate alındığında patlayıcı maddenin nitelik ve nicelik bakımından az olması hali hafifletici bir neden olarak öngörülmüştür. Bu durumda mahkememizin gerekçesinde de belirtildiği gibi sanıkların eylemleri 3713 sayılı Yasanın 2/2 ve TCK'nın 220/6. maddeleri gereğince silahlı terör örgütü üyeliği ve aynı zamanda 174/1-2. maddesi kapsamında örgüt faaliyeti çerçevesinde örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlarını oluşturmaktadır. Eylemin tek olarak 315. maddede yazılı suç olarak belirlenmesi halinde suç tarihi bakımından 3713 s.K.nın 5. maddesinin uygulama yeri de olmadığından bozma ilamında belirtildiği gibi kazanılmış hak da sözkonusu olmayacaktır. Patlayıcı maddenin miktarına bakılarak eylemin 174/1-2 veya 315. maddesinde yazılı suçları oluşturabileceği düşünülebilir. Bu durumda 174/3. madde dikkate alındığında niteliksiz hal ayrıca belirtildiğinden 174/1-2. maddesinde yazılı yaptırımdaki alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlemesi gerekecektir.
Tüm bu nedenler dikkate alındığında her iki sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Yasanın 5, 174/1-2, 53, 63 ve 58/son maddesi kapsamında örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlarından kurulan mahkûmiyet hükmü usul ve yasaya uygun olduğundan ve her iki sanığın üzerine atılı bu suçlar sabit olduğundan direnme kararı verilerek her iki atılı suçtan cezalandırılmaları gerektiği sonuç ve kanısına varılmıştır" gerekçeleriyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 21.03.2008 gün ve 46771 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
            TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında, sanıklara ait evin kömürlüğünde patlayıcı maddelerin yakalandığı ve eylemlerinin sabit olduğu hususlarında bir uyuşmazlık ve dosya içeriğine bir aykırılık bulunmamakta olup, çözümlenmesi gereken sorun, sanıklara atılı eylemin 5237 sayılı TCY'nın 314/2 ve 174/1-2. maddelerindeki suçlan mı, yoksa 315. maddesindeki suçu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
765 sayılı TCY'nın silahlı çetenin sair efradı olmak suçunu ve yaptırımını düzenleyen 168/2 ve silahlı çete mensuplarının hal ve sıfatlarını bilerek yardım ve yataklık etmek suçunu ve yaptırımını öngören 169. maddeleri kaldırılmış, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nda örgütlü suçlar yönünden yeni ve farklı bir düzenleme benimsenmiştir. Bu yasada suç işlemek amacıyla örgüt kurma kurma suçuna ilişkin hükümlere 220. maddede yer verilip, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suç işlemek ıyla silahlı örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçlan ise, 314. maddenin 1 ve 2.fıkralarında tanımlanıp yaptırıma bağlanmış,  314.  maddenin 3.  fıkrasında;   "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler "in, bu suç açısından da aynen uygulanacağı  belirtilmiştir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkrasında, "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı" cezalandırılacağı hükmüne yer verilip, anılan normun konuluş amacı gerekçesinde; "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır" şeklinde açıklanmış, aynı maddenin 7. fıkrasında da; "örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi "nin örgüt üyesi olarak cezalandırılacağı belirtilmiş, böylece örgüt mensubu olmasa bile örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmiş olanlar ile örgüt adına suç işleyenlerin örgüt üyesi olarak cezalandılacakları hüküm altına alınmıştır.
Görüldüğü gibi, 765 sayılı TCY'nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla yapılan bu düzenlemelerde örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir yardım suçuna kural olarak yer verilmemiştir.
Ancak, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş, 5237 sayılı TCY'nın, "Silah sağlama" başlığını taşıyan 315. maddesinde, "Yukarıdaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayan kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmüne yer verilmiştir.
Maddede düzenlenen suç, örgüte yardımın özel bir şekli olup, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlan işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek, üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır.
Nitekim madde gerekçesinde, "Madde metninde, silâhlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silâh, cephane veya benzerî maddelerin sağlanmasını, imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye'ye söz konusu maddelerin sokulmasını veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır.
Suçun  manevî unsuru,  söz konusu fiillerin  örgütlerin  amaçları   bilinerek gerçekleştirilmesidir.
Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi hâlinde; bu silâh ve cephaneyi temin eden kişiler, aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tanımlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir" açıklamasına yer verilmiştir.
Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek "üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek" veya "nakletmek" ya da "depolamak" şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünce, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne hitaben yazılan 04.10.2005 ve 05.10.2005 günlü yazılarda, x Mahallesinde, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü adına faaliyet gösteren Mehmet, Yavuz ve Ayşe ad ya da kod adlı örgüt mensuplarına, kırsal alandan patlayıcı madde gönderildiği ve ileriki günlerde eylem gerçekleştirme hazırlığı içinde oldukları, Mehmet adlı örgüt mensubunun  x sayılı yerde barındığı ve söz konusu patlayıcı maddeyi de burada sakladığı istihbaratının elde edildiği bildirilmiş;
Bu durumun, 5271 sayılı CYY'nm 250. maddesi uyarınca kurulmuş İstanbul Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi C. savcılığına bildirilmesi üzerine, 05.10.2005 tarihinde söz konusu adreste ve eklentilerinde arama yapılması ve suç eşyası elde edilirse elkonulması karan verilmiş, bu kararlar İstanbul 11. Ağır Mahkemesi Hakimi tarafından 06.10.2005 tarihinde onaylanmıştır.
05.10.2005 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağı içeriğine göre de; anılan adreste arama yapılmadan önce saat 08.00 sıralarında evde bulunanlardan iki kişinin minibüs durağında olduğunun bildirilmesi üzerine yakalandıkları, M. E.'in görevlilere M. G. adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ibraz ettiği ve yanında bulunan A. T. adlı kişiyle birlikte gözaltına alındıkları anlaşılmaktadır.
Aynı tarihte saat 11.00 sıralarında düzenlenen ev arama tutanağında, M. E. ailesi ile birlikte kaldığı babası Z E. ait evde, mahalle muhtarı M. G.'in de katılımıyla yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, bu sırada M. E.nin kendisinde bulunan malzemenin bodrum katta kömürlükte olduğunu bildirmesiyle bodrum katta 13. kömürlüğe gidildiğinde M. E.nin  yer göstermesi ile 1 adet Rus yapımı F 1 model el bombası ele geçirildiği belirtilmiş, tutanak sanık M. E. tarafından da imzalanmıştır.
Ayrıca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünce, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne hitaben yazılan 07.10.2005 günlü yazıda daha önce yazılan yazı üzerine el bombası ele geçirilen adreste, istihbarat bilgisinde yer alan diğer patlayıcı malzemenin ele geçirilemediği, bu malzemenin de aynı adreste Z. E. tarafından kömürlüklerden birisinde saklanmakta olduğu bilgisinin elde edildiği bildirilmiş;
Aynı tarihte İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi tarafından verilen arama izni ile söz konusu adreste, mahalle muhtarı M. G. ve apartman sakinlerinden E. E.'ın huzurunda ikinci kez yapılan aramada 13. kömürlükte eski eşyalar arasında yer alan siyah bir poşet içerisinde yaklaşık 5,5 kilo ağırlığında plastik patlayıcı, 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet kart üzerine hazırlanmış elektronik bomba düzenekleri ile 1 adet metal sigara tabakası elde edilerek, el konulmuş ve Z. E. de yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Sanıklar, aşamalardaki savunmalarında yüklenen suçu işlemediklerini, yakalanan malzemelerden haberlerinin olmadığını beyan etmişlerdir.
Görüldüğü gibi, dosya kapsamında sanıkların örgüt üyesi olduklarına ilişkin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünün mücerret iddiadan öteye gitmeyecek yazısı dışında herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, sanıkların evinin kömürlüğünde suça konu patlayıcı madde ve malzemelerin yapılan arama sonucunda bulunduğu ve yakalanan bu malzemelerin yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütüne ait olduğu konusunda kuşku yoktur. Sanıkların savunmalarından da, bu örgütün amacını bildikleri açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle sanıkların, amacını bildikleri yasa dışı silahlı örgüte ait vahim miktardaki patlayıcı maddeleri saklamak eylemleri, silahlı örgütler bakımından "yardım eden" kavramı ile ilgili özel bir düzenleme olan 5237 sayılı TCY'nın 315. maddesinde düzenlenen suça uymaktadır. Özel Dairenin, sanıkların eylemlerinin bu suça uyduğuna ilişen bozma karan isabetli olup, Yerel Mahkemece, dosya kapsamına uymayan gerekçelerle direnme karan verilmesi isabetsizdir.
Öte yandan, TCY'nın 315. maddesinin uygulandığı halde, suç tarihi itibariyle 3713 sayılı Yasanın 5. maddesinin uygulanamayacağına ilişkin direnme gerekçesi de isabetsizdir. 5252 sayılı Yasanın 3. maddesi uyarınca, mevzuatta 765 sayılı TCY'nın maddelerine yapılan yollamaların 5237 sayılı TCY'nın aynı konuyu düzenleyen maddelerine yapılmış sayılacağı nazara alındığında, 315. maddenin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCY'nın 150 ve 169. maddelerinin, 3713 sayılı Yasanın 4. maddesinde yer alması karşısında, aynı Yasanın 5. maddesinin uygulanacağı da açıktır.
Bu itibarla isabetsiz bulunan Yerel Mahkemenin hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılamayan Kurul Üyesi Şerafettin İste;
"/- Olayda 5237 sayılı TCK'nun 315. maddesinin unsurları yoktur.
2- İstanbul Özel Yetkili 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Direnme kararı yerindedir.
5237 sayılı TCK'nun 315. maddesinde "Yukardaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır " denilmektedir.
315. maddenin GEREKÇESİ: madde metninde, silahlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silah, cephane veya benzeri maddelerin sağlanmasını imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye 'ye sözkonusu maddelerin sokulması veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır. Suçun manevi unsuru, sözkonusu fiillerin, örgütlerin amaçları bilinerek gerçekleştirilmesidir. Sözkonusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde, bu silah ve cephaneyi temin eden kişiler aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, sözkonusu fiiller bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tanımlandığı için, Sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir, "şeklindedir.
523 7 sayılı TCK 'nun 220/6. maddesi;
"Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır."
220/7. maddesi;
"Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi örgüt üyesi olarak cezalandırılır. "
220/7. maddenin GEREKÇESİ:
"Yedinci fıkrada örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle örgüte yardım ve yataklık-adıyla ayrı bir suç tanımlaması yapılmamıştır. Bu kavram altında sözkonusu edilen fiiller, nitelik bakımından örgüte üye olmak dolayısıyla sorumluluğu gerektirmektedir " şeklindedir.
765 sayılı TCK'nun yürürlükte olduğu zamanda, 169. maddede örgüte yardım ve yataklık suçu 168/2. maddesinde ise örgüt üyeliği suçu ayrı ayrı yaptırıma bağlanmıştı. Yine 765 sayılı Ceza Kanunu uygulamasında, örgüte ait patlayıcıların bulunması, örgüt üyeliğinin içinde eritiliyordu. Örneğin, olayımızda sanıklar 01.06.2005 tarihinden önce bu suçu işlemiş olsalardı, 765 sayılı TCK'nun 168/2. maddesi gereğindi tek tek bir ceza verilecek, 3713 sayılı Yasanın 5.maddesi gereğince de bu ceza yarı nisbetinde artırılacaktır.
Ancak, 5237 sayılı TCK'nun uygulamasında, her suç özelliğini koruduğundan, sanıklara hem patlayıcı madde bulundurmaktan 174. madde gereğince, hem de terör örgütünün patlayıcı maddelerini geçici olarak saklayarak, örgüte yardımcı olduklarından TCK'nun 220/7. maddesi aracılığı ile 314. maddeden ceza verilecektir.
TCK'nun 315. maddesini yukarıda belirtilen maddelerle birlikte mütalaa etmek, değerlendirmek gerekir.
Aksi takdirde TCK'nun 220/7. maddesinin uygulama alanı kalmaz, 5237 sayılı Yasa terör örgütüne yardım etmeyi suç kabul etmiş, ancak, bu kişilerin, 314/2. maddedeki örgüt üyeleri gibi cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.
O halde TCK'nun 315. madde ne zaman uygulanacaktır? şeklinde bir soru akla gelebilir. Madde metni açıktır. Örgütlere, bilerek silah ve patlayıcı madde sağlayanlar. 315. madde gereğince; esasen örgüte ait olup, örgüt mensuplarınca her nasılsa elde edilmiş patlayıcı maddeleri, silahları onların uygun zamanda, belirlenen yerlerde patlatılana kadar geçici olarak muhafaza eden, yardımcı olan kişilere de 220/7. maddesi aracılığı ile 314/2. maddeden ceza verilecektir.
Sonuç olarak Özel Yetkili İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin DİRENME kararı yerindedir.
Açıkladığım nedenlerle, sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum." görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ         :
Açıklanan nedenlerle;
1- İsabetsiz olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,
2-   Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.02.2009 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak, oyçokluğu ile karar verildi.






                              ---***---                 

9 CD-E:2006/358-K:2006/1417--->Madde:314
ETKİN PİŞMANLIK-DENETİMLİ SERBESTLİK-LEHE KANUN
ETKİN PİŞMANLIK
DENETİMLİ SERBESTLİK
LEHE KANUN UYGULAMASI
ÖZET:
5237 sayılı TCK.nun 58. maddesi örgüt mensubu olan sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının infazı sırasında ve infazından sonra uygulanmak üzere denetimli serbestlik tedbiri uygulamasını getirmiştir. Bu durum bir ceza olmayıp, cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimi ile ilgili olması nedeniyle, kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilerek, silahlı örgüt üyeliği suçundan mahkum olan sanık hakkında uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir karar verilmesi gerekir.
Ayrıca 5237 sayılı TCK.nun 314. maddesinin 3. fıkrası amir hükmü karşısında, örgüt kurma suçu kapsamında bulunan aynı kanunun etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinde, 765 sayılı TCK.nun 170. maddesinin uygulanabilmesi için aranan silahlı örgüt tarafından amaç suçun işlenmemiş olması ya da amaç suçun işlenmesine kalkışılmamış olması gerektiğine ilişkin bir koşul öngörülmediği gözetilerek, güvenlik güçlerinin geçeceği yol üzerine patlayıcı madde yerleştirmek eylemi de dikkate alınarak sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekir.


Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

5237 sayılı TCK.nun hükümleri lehe kabul edilerek uygulama yapılırken örgüt üyesi olan sanığın güvenlik güçlerinin geçeceği yol üzerine yerleştirdiği patlayıcının henüz patlatılmadan ele geçirilmesi eyleminin de ayrı suç oluşturması nedeniyle bu suç içinde ayrı ceza tayini gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Ancak;


5237 sayılı TCK.nun 58. maddesi örgüt mensubu olan sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının infazı sırasında ve infazından sonra uygulanmak üzere denetimli serbestlik tedbiri uygulamasını getirmiş, ayrıca sanık hakkında uygulanacak infaz rejiminin de buna göre belirlenmesini öngörmüştür. Maddenin kapsam ve amacından da anlaşılacağı üzere bu hususlar bir ceza değil, cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimi ile ilgili olup bu konunun gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun gerekse Dairemizin yerleşik uygulamaları karşısında kazanılmış hak oluşturmayacağı da gözetilerek silahlı örgüt üyeliği suçundan mahkum olan sanık hakkında anılan maddenin uygulanması konusunda herhangi bir karar verilmemesi,

5237 sayılı TCK.nun 314. maddesinin 3. fıkrasının "suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümleri bu suç açısından da aynen uygulanır" amir hükmü karşısında; örgüt kurma suçu kapsamında bulunan 5237 sayılı TCK.nun etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinde 765 sayılı TCK.nun 170. maddesinin uygulanabilmesi için aranan silahlı örgüt tarafından amaç suçun işlenmemiş ya da amaç suçun istenilmesine kalkışılmamış olması gerektiğine ilişkin bir koşul öngörülmediği gözetilerek güvenlik güçlerinin geçeceği yol üzerine patlayıcı madde yerleştirmek eylemi de nazara alınmak suretiyle, sanığın hukuki durumunun buna göre tayin ve takdir edilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı (BOZULMASINA), 07.03.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

YKD.2006/04


                              ---***---                 

9 CD-E:2006/8280-K:2007/1486--->Madde:314
Silahlı Örgüt Üyesi Olma,Etkin Pişmanlık
TÜRK  MİLLETİ  ADINA
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Tayin olunan cezanın süresi itibariyle; koşulları bulunmadığından sanıklar Cevdet Gündoğdu, Cahit Demirtaş, Kemal Elitaş müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK.nun 318. maddesi gereğince REDDİNE,
5237 sayılı TCK.nun etkin pişmanlığa ilişkin 221. maddesinin amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında kolluk ifadelerini daha sonra değiştirip geri alan sanıkların etkin pişmanlıklarından söz edilemeyeceği bu nedenle anılan maddede aranan şartların bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde uygulama ile cezalarından indirim yapılması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Suçun işlendiği yer ve zaman diliminin mahallinde gerekçeli karar başlığına eklenmesi mümkün görülmüş, sanıkların Hizbullah terör örgütü üyesi olmalarına rağmen karar gerekçesinde PKK terör örgütü üyesi olduklarının yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası  kabul edilmiştir.  Anayasa ve yasaların kişilere tanıdığı hakların yine yasalara dayanılarak mahkeme kararı ile sınırlandırılabileceği nazara alındığında, kasten işlemiş oldukları suç nedeniyle hapis cezasına mahkum edilen sanıklar hakkında kazanılmış hak oluşturmaması nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesi uygulanarak belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması hususunda mahkemesinden her zaman karar alınması mümkün görülmüştür.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde eleştiri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 26.2.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
                              ---***---                 

9 CD-E:2007/2182-K:2007/2728--->Madde:314
SİLAHLI ÖRGÜTE ÜYE OLMAMAKLA BİRLİKTE ÖRGÜT ADINA SUÇ İŞLEMEK
5237 Sayılı TCK'nun 314. maddesinin 3. fıkrasında; "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler bu suç açısından aynen uygulanır." denilmekte, Yasanın 220. maddesinin anılan 6. fıkrasında ise *örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır." hükmünü taşımaktadır. Anılan Yasa maddelerinin amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında; 5237 sayılı TCK'nun suçların içtimaı bakımından gerçek içtima kurallarını benimsediği, "Suç oluşturan kaç eylem varsa o kadar ceza vardır." ilkesi yönünde düzenlendiği anlaşılmaktadır.
    Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; sanığın silahlı terör örgütü ///'nın amacı doğrultusunda ve yaptığı eylem çağrısı üzerine organize edilen 29.3.2006 tarihinde gerçekleştirilen korsan gösteriye katılmak, göstericilerin önünde yer alıp, bizzat polise taş atmak, "Yaşasın Başkan ***","TC.'nin **** Yıldıramaz Bizleri" şeklinde sloganlar atmak, polislere taş atan grup içinde yer almak suretiyle; örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, hem silahlı örgüt üyesi olmak suçundan hem de suç oluşturan fiilleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmasıgerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesis,
    Kabule göre de; 5271 Sayılı CMK'nun 250. maddesinde sayılan suçlara bakmak üzere kurlan mahkemenin, anılan Yasanın 252/1-g maddesindeki istisna hükmü de nazara alındığında; 2911 sayılı Yasaya aykırılıktan hüküm kurmasına yasal olanak bulnmadığından bu suçtan görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
    Kanuna aykırı, sanık müdafii ile C.Savcısının temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 2.4.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.


                              ---***---                 

9 CD-E:2007/3761-K:2007/5239 --->Madde:314
Örgüt adına suç işlemek
TÜRK  MİLLETİ  ADINA
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

 Sanık C..  P...ın molotof kokteylini olay yerine getirmek suretiyle patlayıcı atma suçuna iştirak ettiği, bu nedenle  ayrıca 5237 sayılı TCK nun 170. maddesi ile de cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Tüm sanıkların, silahlı çete sayılan PKK nın kuruluş yıldönümü nedeniyle olay  tarihinde   DEHAP  ilçe  binasında  eylem  kararı  alınması  üzerine toplu olarak
 Hatice Karslıgil İlköğretim Okulu karşısındaki boş arazinin yanından geçen caddeyi çöp bidonları ile kapattıkları, örgüt liderinin posterini açarak örgüt ve liderinin lehine slogan attıkları, molotof kokteyli atarak belediyeye ait ekmek satış büfesini taşladıklarının anlaşılması ve 3713 sayılı Kanunun 2/2. maddesinin “Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyen de terör suçlusu sayılır ve örgüt mensubu gibi cezalandırılır” şeklindeki hükmü karşısında sanıkların patlayıcı atma ve mala zarar verme suçları dışında ayrıca silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan da mahkumiyetlerine karar verilmesi, lehe yasa değerlendirmesinin buna göre yapılması gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesinden hüküm tesisi,

Kanuna aykırı, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, ceza miktarı bakımından kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 13.6.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

                              ---***---                 

9 CD-E:2007/7857 -K:2007/6530--->Madde:314
Örgüt Üyesi Olma, Patlayıcı Madde Bulundurma
TÜRK  MİLLETİ  ADINA

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Hükmolunan cezanın miktarı karşısında koşulları oluşmadığından sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteğinin CMUK.nun 318.maddesi uyarınca REDDİNE,
1- Silahlı örgüt üyeliği suçu ile ilgili olarak;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair itirazlarının reddine;
 Ancak, 5237 sayılı TCK.nun 53/1.maddesinin (c) bendinde öngörülen hak yoksunluğunun aynı Kanunun 53/3.maddesi hükmü uyarınca koşullu salıverme tarihine kadar olabileceğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup hükmün bu nedenle BOZULMASINA, bu cihetin yeniden duruşma yapılmaksızın CMUK.nun 322.maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının 5237 sayılı Kanunun 53/1.maddesinin uygulanması ile ilgili kısımdan "velayet hakkından vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan ibaresinin çıkartılarak  bu ibareden  ayrı bir bent olarak "53/1.maddesinin c bendindeki hakları kullanmaktan koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına" cümlesinin ilavesi suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2- Patlayıcı madde bulundurmak suçuna ilişkin temyize gelince;
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine;

Ancak;

a) Suçun örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 174/1.maddesi gereğince tayin edilen cezada yapılacak artırımın, 5532 sayılı Kanunla Değişik 3713 sayılı Kanunun 4/a, 5/2.maddeleri gereğince  2/3'ten az olamayacağı gözetilmeyerek eksik cezaya hükmedilmesi,

b) 5237 sayılı TCK.nun 53/1.maddesinin (c) bendinde öngörülen hak yoksunluğunun aynı Kanunun 53/3.maddesi hükmü uyarınca koşullu salıverme tarihine kadar olabileceğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafii ve C.Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA 19/9/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
                              ---***---                 

9 CD-E:E:2007/233-K:K:2007/1928--->Madde:314
Gerçek İçtima
1- 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesinin 3. fıkrasında "suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler bu suç açısından aynen uygulanır" denilmekte, anılan Yasa'nın 220. maddesinin 6. fıkrasında ise, "örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır" hükmünü taşımaktadır.
Anılan yasa maddelerinin amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında, 5237 sayılı TCK'nın suçların içtimai bakımından gerçek içtima kurallarını benimsediği, suç oluşturan kaç eylem varsa o kadar suç ve kaç suç varsa o kadar ceza vardır ilkesi doğrultusunda düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; sanıkların silahlı terör örgütü PKK'nın amacı doğrultusunda ve yaptığı eylem çağrısı üzerine organize edilen 31.03.2006 tarihindeki korsan gösterilere katılarak, örgüte ait amblem ve işaretlerle A. Ö.'nün posterlerini taşıyan, barikat kurarak örgüt ve elebaşısı lehine slogan atan, güvenlik güçlerine taş ve molotof kokteyli atan, kamu mallarına zarar veren grup içinde yer alıp, bu suçlara doğrudan iştirak ettikleri ve bu suretle de örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, hem silahlı örgüt üyesi olmak suçundan hem de suç oluşturan fiilleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi,
2- Kabule göre de;
5271 sayılı CMK'nın 250. maddesinde sayılan suçlara bakmak üzere kurulan mahkemenin anılan Yasa'nın 252/1-g maddesindeki istisna hükmü de nazara alındığında, 2911 sayılı Yasa'ya aykırılık suçuna dönüştüğü kabul edilen suçla ilgili davaya bakmasına yasal olanak bulunmadığı gözetilmeden görevsizlik kararı yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kanuna aykırı, sanıklar müdafii ile C.Savcısının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün (BOZULMASINA), 08.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.


                              ---***---                 

9 CD-E:2009/11204 -K:2010/855--->Madde:314
ANAYASAL DÜZENİ ZORLA DEĞİŞTİRMEYE TEŞEBBÜS ETME SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMAK VE YÖNETMEK
Özet
ANAYASAL DÜZENİ ZORLA DEĞİŞTİRMEYE KALKIŞMA SUÇUNUN OLUŞABİLMESİ İÇİN FAİL TARAFINDAN BU AMAÇLA SİLAHLI ÖRGÜT KURULMASI YETERLİ OLMAYIP, KURULAN ÖRGÜTÜN AMAÇ SUÇUN İŞ-LENMESİ DOĞRULTUSUNDA ÜLKE GENELİNDE BU AMACI GERÇEKLEŞTİRME TEHLİKESİ YARATABİLECEK NİTELİKTE CEBİR VE ŞİDDET İÇEREN VE AĞIR SUÇ TEŞKİL EDEN İCRA HAREKETLERİNE GİRİŞMİŞ OLMASI DA GEREKİR. SANIĞIN YÖNETTİĞİ ÖRGÜTÜN SİLAHLANMASI VE AMACA YÖNELİK VAHİM EYLEMLER PLANLAMASI SUÇA HAZIRLIK HAREKETİ NİTELİĞİNDE OLUP İCRA HAREKETİNE DÖNÜŞMEDİĞİ, BU AŞAMADA EYLEMİN SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ KURMAK VE YÖNETMEK SUÇUNU OLUŞTURDUĞU GÖZETİLMELİDİR.



İçtihat Metni

Duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:

Suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK'nın 146/1 ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 309/1. maddesinde tanımlanan Anayasa'yı ihlal suçunun işlenebilmesi için fail tarafından cebir ve şiddet kullanılması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmek amacıyla silahlı örgüt kurulması yeterli olmayıp, kurulan örgütün amaç suçun işlenmesi doğrultusunda ülke genelinde bu amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte cebir ve şiddet içeren ve ağır suç teşkil eden icra hareketlerine girişmiş olması da gerekir.

Somut olayda sanığın, Anayasal düzeni yıkıp yerine teokratik esaslara dayalı bir devlet kurmak amacıyla oluşturup yönettiği örgütün silahlanması ve amaca yönelik vahim eylemler planlaması suça hazırlık hareketi niteliğinde olup icra hareketine dönüşmediği, bu aşamada eylemin Anayasa'yı ihlal suçunu oluşturmayacağı ancak, sanığın tamam olan ve esasen suç oluşturan eyleminin silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçunu oluşturup hukuki durumunun suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK'nın 168/1 ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 314/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve tayin olunacak cezanın teşdiden uygulanması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz dilekçesi ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, re'sen de temyize tabi hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 25.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                              ---***---                 

9 CD-E:2010/16588-K:2011/1626--->Madde:314
SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA
Özet
SANIKLARIN ÖRGÜTE ÖZGEÇMİŞ RAPORU VEREREK ORGANİK BAĞ İÇİNE GİRİP ÖRGÜTSEL DERS VERME ŞEKLİNDE SÜBUT BULAN EYLEMLERİNİN ÖRGÜT ÜYELİĞİ SUÇUNU OLUŞTURACAĞI; DİĞER SANIĞIN DA ÖRGÜTSEL TOPLANTILARA KATILDIĞI, ÖRGÜT İÇİNDE SORUMLU DÜZEYDE FAALİYET GÖSTERDİĞİ VE ÖRGÜTE ELEMAN KAZANDIRDIĞI ANLAŞILMAKLA ÖRGÜT ÜYELİĞİ SUÇUNUN OLUŞTUĞU, ATILI SUÇUN TEMADİ EDEN SUÇLARDAN OLUP İDDİANAME TANZİM TARİHİNE GÖRE DE ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DOLMADIĞI GÖZETİLMELİDİR.


İçtihat Metni

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

1- Katılan îçişleri Bakanlığının suçtan doğrudan zarar görmediği gözetilmeden davaya katılmasına karar verilmesi hukuki değerden yoksun olup temyiz hakkı da vermeyeceğinden İçişleri Bakanlığı vekilinin temyiz talebinin CMUK'nın 317. maddesi gereğince (REDDİNE),

2- Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar Abdullah Ü..., Bekir, Hasan'ın suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suç vasfı tayin edilmiş, cezaları azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Abdullah Ü... ile sanıklar Bekir, Hasan müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün (ONANMASINA),

3- Sanıklar Abdullah B..., Sebahattin, Mustafa ve Murat hakkında kurulan hükümlere yönelik temyize gelince;

a- Sanık Abdullah B... hakkında CMK'nın 223/7. maddesi gereğince davanın reddine karar verildikten sonra, silahlı örgüt üyesi olmak suçundan da mahkumiyetine karar verilmek suretiyle hükümde çelişkiye düşülmesi,

b- Sanıklar Sebahattin ve Mustafa ile ilgili ele geçen dokümanlar ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların örgüte özgeçmiş raporu vererek organik bağ içine girip örgütsel ders verme şeklinde subüt bulan eylemlerinin örgüt üyeliği suçunu oluşturacağı ve yüklenen suçtan mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçe ile beraatlerine karar verilmesi,

c- Sanık Murat hakkında örgütün hücreevinde ele geçen dokümanların incelenmesinden; Eylül 1998 tarihli doküman içeriğinden örgütsel toplantılara katıldığı, başka dosya sanıklarının özgeçmiş raporları içeriğine göre örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiği ve örgüte eleman kazandırdığı anlaşıldığı ve örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olup iddianame tanzim tarihinin de 26.06.2006 tarihi olduğu da nazara alındığında dava zamanaşımının gerçekleşmediği, sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç tarihinde yanılgıya düşülerek davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi,

Kanuna aykırı, Cumhuriyet Savcısı ile sanık Abdullah B... müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı (BOZULMASINA), 09.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

                              ---***---                 

------------------------------------------------0----------------------------------------------
YARGITAY KARARLARI-(3)
CGK--E:2008/9-78-K:2009/39--->Madde:315
Patlayıcı Madde Bulundurma,Silahlı Terör Örgütü Üyeliği,Özel Yardım Maddesi
Yasa dışı örgüt üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak suçlanndan sanıklar M. E:ve Z.E.nin 5237 sayılı TCY'nın 220/6. maddesi yollamasıyla 314/2, 3713 sayılı Yasanın 5 ve TCY'nın 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 3'er ay, 5237 sayılı TCY'nın 174/1-2 ve 62. maddeleri uyannca ayrı ayrı 3 yıl 9'ar ay hapis ve 25 gün karşılığı 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, haklarında 53. maddenin uygulanmasına ilişkin, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.12.2006 gün ve 220-355 sayılı hükümler sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 18.06.2007 gün ve 4669-5385 sayı ile;
"Tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak üzere temin edilen 1 adet el bombası ile 5.670 gr plastik patlayıcı, 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet elektrikli bomba düzeneğini örgütün amaçlarını bilerek bulunduran sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nun 315. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise, 20.11.2007 gün ve 340-392 sayı ile;
''5237 sayılı TCK'nın 315. maddesinde yazılı suç 765 sayılı TCK'da karşılığı bulunmayan ve yeni ihdas olunan bir suçtur. Buna göre örgüt faaliyetlerinde kullanılmak amacıyla bunların amaçlarını bilerek bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Madde gerekçesinde sözkonusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde bu silah ve cephaneyi temin eden kişilerin aslında bu suçların işlenmesine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerektiği, ancak sözkonusu fiillerin bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tanımlandığı için sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekeceği belirtilmiştir.
3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 2/2. maddesinde terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağı ve örgüt mensubu gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın 314/3. maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin silahlı örgütle ilgili suç açısından aynen uygulanacağı, aynı Yasanın suç örgütü ile ilgili 220/6. maddesinde ise örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 3713 sayılı Yasanın 2/2 ile TCK'nın 220/6. maddeleri birbirine paralel ve uyumlu düzenlemelerdir.
5237 sayılı TCK'nın tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi başlıklı 174/1. maddesinde '... patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, ... maddeleri imal, ithal veya ihraç eden ülke içinde nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişinin' 3 yıldan 8 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. 174/2. maddede bu eylemin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hali ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiş, 174/3. maddede ise, önemsiz tür ve miktarda patlayıcı madde bakımından hafif ve niteliksiz hal yaptırıma bağlanmıştır.
Bozma ilamında örgüt üyeliği bakımından herhangi bir ibare olmamakla birlikte bozma gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların eylemlerinin bir bütün ve tek suç olarak TCK'nın 315. maddesinde yazılı suç olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre ayrıca 314/2. maddesi gereğince hüküm kurulmayacaktır. 315. maddede örgütle herhangi bir bağlantısı olmamakla birlikte örgüt amacını bilerek silah temin etmeyi düzenlemiştir. Mahkememiz kararı gerekçesinde 3713 sayılı Yasanın 2/2 ve TCK'nın 220/6. maddeleri nedeniyle sanıkların silahlı terör örgütü adına bu suçu işledikleri belirtilmiştir. Silahlı terör örgütü adına suçu işlemek aynı zamanda örgütle bağlantıyı da göstermektedir. 3713 sayılı Yasanın 2/2. maddesinde de bu amaçla bu suçun da terör suçu ve suçlunun da terör suçlusu olduğuna hükmedilmiştir. TCK'nın 315. maddesinde yazılı suç, 5532 sayılı Yasanın 2. maddesi ile terör suçları kapsamına alınmış olup 5532 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önceki 315. maddede yazılı suçları işleyenler 3713 Sayılı Yasanın 5. maddesinin de uygulanma yeri   bulunmamaktadır.   Diğer yandan TCK’nın 174/1-2. maddesinde   örgüt faaliyetleri çerçevesinde patlayıcı madde bulundurmayı ağırlaştırıcı bir suç olarak düzenlenmiş olup, 174/3. madde dikkate alındığında patlayıcı maddenin nitelik ve nicelik bakımından az olması hali hafifletici bir neden olarak öngörülmüştür. Bu durumda mahkememizin gerekçesinde de belirtildiği gibi sanıkların eylemleri 3713 sayılı Yasanın 2/2 ve TCK'nın 220/6. maddeleri gereğince silahlı terör örgütü üyeliği ve aynı zamanda 174/1-2. maddesi kapsamında örgüt faaliyeti çerçevesinde örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlarını oluşturmaktadır. Eylemin tek olarak 315. maddede yazılı suç olarak belirlenmesi halinde suç tarihi bakımından 3713 s.K.nın 5. maddesinin uygulama yeri de olmadığından bozma ilamında belirtildiği gibi kazanılmış hak da sözkonusu olmayacaktır. Patlayıcı maddenin miktarına bakılarak eylemin 174/1-2 veya 315. maddesinde yazılı suçları oluşturabileceği düşünülebilir. Bu durumda 174/3. madde dikkate alındığında niteliksiz hal ayrıca belirtildiğinden 174/1-2. maddesinde yazılı yaptırımdaki alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlemesi gerekecektir.
Tüm bu nedenler dikkate alındığında her iki sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Yasanın 5, 174/1-2, 53, 63 ve 58/son maddesi kapsamında örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlarından kurulan mahkûmiyet hükmü usul ve yasaya uygun olduğundan ve her iki sanığın üzerine atılı bu suçlar sabit olduğundan direnme kararı verilerek her iki atılı suçtan cezalandırılmaları gerektiği sonuç ve kanısına varılmıştır" gerekçeleriyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 21.03.2008 gün ve 46771 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
            TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında, sanıklara ait evin kömürlüğünde patlayıcı maddelerin yakalandığı ve eylemlerinin sabit olduğu hususlarında bir uyuşmazlık ve dosya içeriğine bir aykırılık bulunmamakta olup, çözümlenmesi gereken sorun, sanıklara atılı eylemin 5237 sayılı TCY'nın 314/2 ve 174/1-2. maddelerindeki suçlan mı, yoksa 315. maddesindeki suçu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
765 sayılı TCY'nın silahlı çetenin sair efradı olmak suçunu ve yaptırımını düzenleyen 168/2 ve silahlı çete mensuplarının hal ve sıfatlarını bilerek yardım ve yataklık etmek suçunu ve yaptırımını öngören 169. maddeleri kaldırılmış, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY'nda örgütlü suçlar yönünden yeni ve farklı bir düzenleme benimsenmiştir. Bu yasada suç işlemek amacıyla örgüt kurma kurma suçuna ilişkin hükümlere 220. maddede yer verilip, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suç işlemek ıyla silahlı örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçlan ise, 314. maddenin 1 ve 2.fıkralarında tanımlanıp yaptırıma bağlanmış,  314.  maddenin 3.  fıkrasında;   "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler "in, bu suç açısından da aynen uygulanacağı  belirtilmiştir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkrasında, "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı" cezalandırılacağı hükmüne yer verilip, anılan normun konuluş amacı gerekçesinde; "Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır" şeklinde açıklanmış, aynı maddenin 7. fıkrasında da; "örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi "nin örgüt üyesi olarak cezalandırılacağı belirtilmiş, böylece örgüt mensubu olmasa bile örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmiş olanlar ile örgüt adına suç işleyenlerin örgüt üyesi olarak cezalandılacakları hüküm altına alınmıştır.
Görüldüğü gibi, 765 sayılı TCY'nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla yapılan bu düzenlemelerde örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir yardım suçuna kural olarak yer verilmemiştir.
Ancak, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş, 5237 sayılı TCY'nın, "Silah sağlama" başlığını taşıyan 315. maddesinde, "Yukarıdaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayan kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmüne yer verilmiştir.
Maddede düzenlenen suç, örgüte yardımın özel bir şekli olup, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlan işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek, üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır.
Nitekim madde gerekçesinde, "Madde metninde, silâhlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silâh, cephane veya benzerî maddelerin sağlanmasını, imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye'ye söz konusu maddelerin sokulmasını veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır.
Suçun  manevî unsuru,  söz konusu fiillerin  örgütlerin  amaçları   bilinerek gerçekleştirilmesidir.
Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi hâlinde; bu silâh ve cephaneyi temin eden kişiler, aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tanımlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir" açıklamasına yer verilmiştir.
Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek "üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek" veya "nakletmek" ya da "depolamak" şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünce, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne hitaben yazılan 04.10.2005 ve 05.10.2005 günlü yazılarda, x Mahallesinde, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü adına faaliyet gösteren Mehmet, Yavuz ve Ayşe ad ya da kod adlı örgüt mensuplarına, kırsal alandan patlayıcı madde gönderildiği ve ileriki günlerde eylem gerçekleştirme hazırlığı içinde oldukları, Mehmet adlı örgüt mensubunun  x sayılı yerde barındığı ve söz konusu patlayıcı maddeyi de burada sakladığı istihbaratının elde edildiği bildirilmiş;
Bu durumun, 5271 sayılı CYY'nm 250. maddesi uyarınca kurulmuş İstanbul Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi C. savcılığına bildirilmesi üzerine, 05.10.2005 tarihinde söz konusu adreste ve eklentilerinde arama yapılması ve suç eşyası elde edilirse elkonulması karan verilmiş, bu kararlar İstanbul 11. Ağır Mahkemesi Hakimi tarafından 06.10.2005 tarihinde onaylanmıştır.
05.10.2005 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağı içeriğine göre de; anılan adreste arama yapılmadan önce saat 08.00 sıralarında evde bulunanlardan iki kişinin minibüs durağında olduğunun bildirilmesi üzerine yakalandıkları, M. E.'in görevlilere M. G. adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ibraz ettiği ve yanında bulunan A. T. adlı kişiyle birlikte gözaltına alındıkları anlaşılmaktadır.
Aynı tarihte saat 11.00 sıralarında düzenlenen ev arama tutanağında, M. E. ailesi ile birlikte kaldığı babası Z E. ait evde, mahalle muhtarı M. G.'in de katılımıyla yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, bu sırada M. E.nin kendisinde bulunan malzemenin bodrum katta kömürlükte olduğunu bildirmesiyle bodrum katta 13. kömürlüğe gidildiğinde M. E.nin  yer göstermesi ile 1 adet Rus yapımı F 1 model el bombası ele geçirildiği belirtilmiş, tutanak sanık M. E. tarafından da imzalanmıştır.
Ayrıca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünce, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne hitaben yazılan 07.10.2005 günlü yazıda daha önce yazılan yazı üzerine el bombası ele geçirilen adreste, istihbarat bilgisinde yer alan diğer patlayıcı malzemenin ele geçirilemediği, bu malzemenin de aynı adreste Z. E. tarafından kömürlüklerden birisinde saklanmakta olduğu bilgisinin elde edildiği bildirilmiş;
Aynı tarihte İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi tarafından verilen arama izni ile söz konusu adreste, mahalle muhtarı M. G. ve apartman sakinlerinden E. E.'ın huzurunda ikinci kez yapılan aramada 13. kömürlükte eski eşyalar arasında yer alan siyah bir poşet içerisinde yaklaşık 5,5 kilo ağırlığında plastik patlayıcı, 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet kart üzerine hazırlanmış elektronik bomba düzenekleri ile 1 adet metal sigara tabakası elde edilerek, el konulmuş ve Z. E. de yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Sanıklar, aşamalardaki savunmalarında yüklenen suçu işlemediklerini, yakalanan malzemelerden haberlerinin olmadığını beyan etmişlerdir.
Görüldüğü gibi, dosya kapsamında sanıkların örgüt üyesi olduklarına ilişkin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünün mücerret iddiadan öteye gitmeyecek yazısı dışında herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, sanıkların evinin kömürlüğünde suça konu patlayıcı madde ve malzemelerin yapılan arama sonucunda bulunduğu ve yakalanan bu malzemelerin yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütüne ait olduğu konusunda kuşku yoktur. Sanıkların savunmalarından da, bu örgütün amacını bildikleri açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle sanıkların, amacını bildikleri yasa dışı silahlı örgüte ait vahim miktardaki patlayıcı maddeleri saklamak eylemleri, silahlı örgütler bakımından "yardım eden" kavramı ile ilgili özel bir düzenleme olan 5237 sayılı TCY'nın 315. maddesinde düzenlenen suça uymaktadır. Özel Dairenin, sanıkların eylemlerinin bu suça uyduğuna ilişen bozma karan isabetli olup, Yerel Mahkemece, dosya kapsamına uymayan gerekçelerle direnme karan verilmesi isabetsizdir.
Öte yandan, TCY'nın 315. maddesinin uygulandığı halde, suç tarihi itibariyle 3713 sayılı Yasanın 5. maddesinin uygulanamayacağına ilişkin direnme gerekçesi de isabetsizdir. 5252 sayılı Yasanın 3. maddesi uyarınca, mevzuatta 765 sayılı TCY'nın maddelerine yapılan yollamaların 5237 sayılı TCY'nın aynı konuyu düzenleyen maddelerine yapılmış sayılacağı nazara alındığında, 315. maddenin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCY'nın 150 ve 169. maddelerinin, 3713 sayılı Yasanın 4. maddesinde yer alması karşısında, aynı Yasanın 5. maddesinin uygulanacağı da açıktır.
Bu itibarla isabetsiz bulunan Yerel Mahkemenin hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılamayan Kurul Üyesi Şerafettin İste;
"/- Olayda 5237 sayılı TCK'nun 315. maddesinin unsurları yoktur.
2- İstanbul Özel Yetkili 9. Ağır Ceza Mahkemesinin Direnme kararı yerindedir.
5237 sayılı TCK'nun 315. maddesinde "Yukardaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır " denilmektedir.
315. maddenin GEREKÇESİ: madde metninde, silahlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silah, cephane veya benzeri maddelerin sağlanmasını imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye 'ye sözkonusu maddelerin sokulması veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır. Suçun manevi unsuru, sözkonusu fiillerin, örgütlerin amaçları bilinerek gerçekleştirilmesidir. Sözkonusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde, bu silah ve cephaneyi temin eden kişiler aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, sözkonusu fiiller bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tanımlandığı için, Sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir, "şeklindedir.
523 7 sayılı TCK 'nun 220/6. maddesi;
"Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır."
220/7. maddesi;
"Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi örgüt üyesi olarak cezalandırılır. "
220/7. maddenin GEREKÇESİ:
"Yedinci fıkrada örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle örgüte yardım ve yataklık-adıyla ayrı bir suç tanımlaması yapılmamıştır. Bu kavram altında sözkonusu edilen fiiller, nitelik bakımından örgüte üye olmak dolayısıyla sorumluluğu gerektirmektedir " şeklindedir.
765 sayılı TCK'nun yürürlükte olduğu zamanda, 169. maddede örgüte yardım ve yataklık suçu 168/2. maddesinde ise örgüt üyeliği suçu ayrı ayrı yaptırıma bağlanmıştı. Yine 765 sayılı Ceza Kanunu uygulamasında, örgüte ait patlayıcıların bulunması, örgüt üyeliğinin içinde eritiliyordu. Örneğin, olayımızda sanıklar 01.06.2005 tarihinden önce bu suçu işlemiş olsalardı, 765 sayılı TCK'nun 168/2. maddesi gereğindi tek tek bir ceza verilecek, 3713 sayılı Yasanın 5.maddesi gereğince de bu ceza yarı nisbetinde artırılacaktır.
Ancak, 5237 sayılı TCK'nun uygulamasında, her suç özelliğini koruduğundan, sanıklara hem patlayıcı madde bulundurmaktan 174. madde gereğince, hem de terör örgütünün patlayıcı maddelerini geçici olarak saklayarak, örgüte yardımcı olduklarından TCK'nun 220/7. maddesi aracılığı ile 314. maddeden ceza verilecektir.
TCK'nun 315. maddesini yukarıda belirtilen maddelerle birlikte mütalaa etmek, değerlendirmek gerekir.
Aksi takdirde TCK'nun 220/7. maddesinin uygulama alanı kalmaz, 5237 sayılı Yasa terör örgütüne yardım etmeyi suç kabul etmiş, ancak, bu kişilerin, 314/2. maddedeki örgüt üyeleri gibi cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.
O halde TCK'nun 315. madde ne zaman uygulanacaktır? şeklinde bir soru akla gelebilir. Madde metni açıktır. Örgütlere, bilerek silah ve patlayıcı madde sağlayanlar. 315. madde gereğince; esasen örgüte ait olup, örgüt mensuplarınca her nasılsa elde edilmiş patlayıcı maddeleri, silahları onların uygun zamanda, belirlenen yerlerde patlatılana kadar geçici olarak muhafaza eden, yardımcı olan kişilere de 220/7. maddesi aracılığı ile 314/2. maddeden ceza verilecektir.
Sonuç olarak Özel Yetkili İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin DİRENME kararı yerindedir.
Açıkladığım nedenlerle, sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum." görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ         :
Açıklanan nedenlerle;
1- İsabetsiz olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,
2-   Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.02.2009 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak, oyçokluğu ile karar verildi.






                              ---***---                 

9 CD-E:2007/7857 -K:2007/6530--->Madde:315
Örgüt Üyesi Olma, Patlayıcı Madde Bulundurma
TÜRK  MİLLETİ  ADINA

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Hükmolunan cezanın miktarı karşısında koşulları oluşmadığından sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteğinin CMUK.nun 318.maddesi uyarınca REDDİNE,
1- Silahlı örgüt üyeliği suçu ile ilgili olarak;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair itirazlarının reddine;
 Ancak, 5237 sayılı TCK.nun 53/1.maddesinin (c) bendinde öngörülen hak yoksunluğunun aynı Kanunun 53/3.maddesi hükmü uyarınca koşullu salıverme tarihine kadar olabileceğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup hükmün bu nedenle BOZULMASINA, bu cihetin yeniden duruşma yapılmaksızın CMUK.nun 322.maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının 5237 sayılı Kanunun 53/1.maddesinin uygulanması ile ilgili kısımdan "velayet hakkından vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan ibaresinin çıkartılarak  bu ibareden  ayrı bir bent olarak "53/1.maddesinin c bendindeki hakları kullanmaktan koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına" cümlesinin ilavesi suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2- Patlayıcı madde bulundurmak suçuna ilişkin temyize gelince;
Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine;

Ancak;

a) Suçun örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 174/1.maddesi gereğince tayin edilen cezada yapılacak artırımın, 5532 sayılı Kanunla Değişik 3713 sayılı Kanunun 4/a, 5/2.maddeleri gereğince  2/3'ten az olamayacağı gözetilmeyerek eksik cezaya hükmedilmesi,

b) 5237 sayılı TCK.nun 53/1.maddesinin (c) bendinde öngörülen hak yoksunluğunun aynı Kanunun 53/3.maddesi hükmü uyarınca koşullu salıverme tarihine kadar olabileceğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafii ve C.Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA 19/9/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
                              ---***---                 

9 CD-E:2007/4669-K:2007/5385--->Madde:315
SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ,ÖRGÜT FAALİYETLERİ ÇERÇEVESİNDE PATLAYICI MADDE BULUNDURMAK
...Silahlı terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak üzere temin edilen 1 adet el bombası,5.670 gr plastik patlayıcı,4 adet elektrikli kapsül ve 8 adet elektrikli bomba düzeneğini örgütün amaçları bilerek bulunduran sanıkların eylemlerinin 5237 Sayılı TCK.nun 315.maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülmesi...
(uygulama TCK.nun 314/2,174/1-2,3713 S.Y.nın 5 mad.)


                              ---***---                 

------------------------------------------------0----------------------------------------------
YARGITAY KARARLARI-(1)
CGK--E:2011/11-12-K:2011/11-12--->Madde:316
CEZA BÖLÜMÜ
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO               : 2011/11

KARAR NO            : 2011/11

KARAR TR             : 02.05.2011

(Ceza Bölümü)

Ö Z E T      :  2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        : K.H.

Sanıklar      : 1- E. S.

  2- K. Ö.

O L A Y    : Sivas 5. P. Eğt. Tug. P. Er Eğt. Tb. 4. P. Er Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanıklar P. Er E. S. ile K. Ö.ın, 21.6.2009 günü, yemekhanenin önünde tartışmaya başladıkları, tartışmanın kavgaya dönüştüğü ve etrafta bulunan kişiler tarafından ayırıldıkları, sanıklardan K.Ö. 18.30 - 20.30 saatleri arasında 8 nolu kulede nöbet tutarken, hazır kıt’ada görevli olmasından yararlanarak silahlıktan silahını ve piyade tüfeği şarjörünü alan E. S.’nın 8 nolu nöbet kulübesine giderek K. Ö.’a “çık dışarı lan, çık ortaya nerdesin” şeklinde bağırdığı, havaya bir el ateş ettiği ve olay yerine gelen ani müdahale mangasına teslim olduğu, K. Ö.’ın ise elindeki silahı almak isteyen ani müdahale mangasında görevli P. Er E. A.ı kurma kolunu çektiği silahını doğrultarak “yaklaşma seni vururum” şeklinde tehdit ettiği, böylece, sanıklardan E. S.’nın silahla tehdit, K. Ö.ın görevi yaptırmamak için silahla direnme suçlarını işledikleri ileri sürülerek, eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a, 265/1,4. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle 5. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 15.7.2009 gün ve E: 2009/461, K:2009/323 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

5. PİYADE EĞİTİM TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 30.12.2009 gün ve   E: 2009/643, K:2009/646 sayıyla, sanıklara yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve yargılama aşamasında terhis edilmiş olmaları nedeniyle sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

SİVAS 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 25.1.2011 gün ve E:2010/583, K:2011/73 sayıyla, sanıklara yüklenen eylemlerin Askeri Ceza Kanunu’nun 106. maddesi karşısında, 82,85 ve 90. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturduğu, eylemlerin askeri mahalde gerçekleştiği açıklanarak, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Ali Cengiz ÖZBEK, Ramazan ÖZKEPİR, Ahmet DURU,  Yavuz SAYALGI, Y Sezai KARAA, Levent BİLGİ’nin, katılımlarıyla yapılan 02.05.2011 günlü toplantısında, Raportör-Hâkim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Nalan CANBAY’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının itiraz yolu açık olmak üzere verildiği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almıştır.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumsuz görev uyuşmazlığı” başlığı altında düzenlenen 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir” denilmektedir.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Yasa’nın 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, başvuracağı kanun  yolu,  süresi,  mercii  yasaya uygun olarak gösterilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanıklara yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, görevsizlik kararı kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Sivas 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 02.05.2011 günü  OYBİRLİĞİ  İLE  KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO               : 2011/12

KARAR NO            : 2011/12

KARAR TR             : 02.05.2011

(Ceza Bölümü)

Ö Z E T      : Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak suçu nedeniyle asker ve sivil kişi sanıklar hakkında açılan kamu davasının Adli yargı yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı        :K.H.

Maktül       : M. Z. K.

Katılanlar    : 1- M. K.

  2- H. K.

  3- S. Y. 

Sanıklar      : 1-A. K.

                  2-Ö. İ.

  3-V. A.



O L A Y    :Hakkari İl Jandarma Alay Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli sanıklar J. Bçvş. A. K. ile J. Bçvş. Ö. İ.’in, 9.11.2005 tarihinden itibaren Yüksekova ve Şemdinli İlçeleri bölgesinde bulunan örgüt mensupları hakkında bilgi elde etmek, istihbari ve operasyonel faaliyetlerde bulunmak amacıyla görevlendirildiği, Şemdinli İlçesi Özipek Pasajında bulunan Umut Kitapevini işleten S. Y.’ın PKK terör örgütünün Şemdinli İlçesi kırsalında faaliyet gösteren örgüt mensupları ile irtibatlı olduğu, örgüt mensuplarına malzeme temin ettiği, yardım ve yataklık yaptığı, eylem yapılacak yerler ile ilgili bilgi verdiği, bölgede bulunan örgüt mensuplarının ailelerine yardımcı olduğu, DEHAP ile ilgili bütün faaliyetlerde ön planda olduğu, olay tarihinden önce kurulan Demokratik Toplum Hareketinin Şemdinli’deki kurucu üyeleri arasında yer aldığı, bazı bombalama olaylarına karıştığı şeklinde hakkında teknik takip ve istihbarat bilgilerinin bulunduğu ve Hakkari İl Jandarma Komutanlığı’nca teknik takibe alındığı, 4.11.2005 tarihinde PKK terör örgütü olan Sabri (K) A. K. ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında, Almanya’dan bir paket gönderileceği ve adres olarak Umut Kitapevinin verildiği, bu paketin terör örgütünün dağ kadrosuna gönderileceğinin değerlendirildiği, S. Y. hakkında istihbari faaliyetler ve çalışma yapmak üzere sanıklar A. K. ile Ö. İ.’in görevlendirildiği ve istihbari çalışmalar yapılarak bu kişinin ev ve işyeri krokilerinin çizildiği, PKK terör örgütünün eski bir üyesi olan 2001 yılında çıkarılan JGY:37-8 Haber Elemanlarının Temini, Kullanımı ile Etkinliklerinin Tespiti ve Kontrolü Yönergesine göre aynı Komutanlık tarafından haber elemanı olarak kullanılan sivil kişi sanık V. A. ile birlikte asker kişi sanıklar A. K. ve Ö. İ.’in 9.11.2005 tarihinde saat 11.00 sıralarında, Şemdinli İlçesine geldikleri kendi beyanlarına göre geliş amaçlarının Almanya’dan gelecek olan paket olduğu, aleyhe delillere göre, gerçek amacın 5.8.2005  tarihinde  terör  örgütü  tarafından  Şemdinli  İlçe Jandarma Komutanlığı Askeri Gazino geçişine bomba konulması ve beş askerin şehit olması olayı ile 1.11.2005 tarihinde Askeri Gazinonun diğer tarafındaki  sokağa park edilen otomobil içindeki bombanın patlaması sonucu bir askerin kör olması ve birçok kişinin yaralanması olayının sorumlusu olarak kabul ettikleri S. Y.’a terör örgütünün kullandığı yöntem ile cevap vermek olduğu, sanıkların  araçlarını  A. Ö. isimli kişinin dükkanının önüne park ettikleri sanıklardan V. A.’in araçtan inerek Özipek pasajına girmesinden sonra Umut Kitapevi isimli  işyerine iki ayrı el bombası atıldığı, bombalarının patlaması üzerine M. Z. K.ın öldüğü, M. K.ın yaralandığı, olaydan sonra yapılan soruşturma sonucunda, olayın sanıklar tarafından fikir ve irade birliği içinde  gerçekleştirildiği,  tüm  dosya kapsamına göre kamu görevlileri olan sanıklar A. K. ile Ö. İ.’in Terörle Mücadele adı altında yola çıkıp bir süre sonra yasaların kendilerine verdiği yetkileri tam bir sorumsuzluk içinde  yasa  dışılığı  meşru  sayıp amaçlarına ulaşmak için her yöntemi uygun yöntem olarak benimseyerek kamu görevlisi olmayan eski bir PKK üyesi sanık V. A’i de yanlarına alarak tam bir dayanışma ve işbirliği içerisinde hareket edip S. Y. isimli şahsa zarar vermek veya bu şahsı öldürmek amacıyla olayı gerçekleştirdikleri açıklanıp;

“Güvenlik kuvvetlerimizin hangi şartlarda silâh ve şiddet kullanacağı yasalarımızda ve yönetmeliklerimizde detayı ile açıklanmıştır. PKK veya her hangi bir terör örgütü ile mücadele hukukî yollarla ve gerektiğinde silâh ve şiddet kullanarak yapılacaktır. Terör örgütleri ile hukukî olmayan bir yöntem ile mücadelede halkın devlete olan güveni zamanla sarsılabilir. Bu şekilde mücadele yöntemini benimseyen bir takım oluşumlar zamanla devlet kademesinde yer bulmakta ve yasaların kendilerine tanımadığı yetki ve görevlerle keyfî bir takım eylem ve işlem gerçekleştirmek suretiyle kamuoyunun devlete karşı olan güvenini ve inancını yitirmesine de neden olabilecektir. Sonuçta devlete karşı güvenini ve inancını yitiren halkın görev ve yetkinin yasadışı olarak kullanılması sonucu meydana gelen ihlalleri fiilî olarak protesto ederek sokaklarda gösteriler yapılacak ve kamu düzeni bu şekilde bozulacaktır. Devleti oluşturan unsurlar halk ve bireydir. Kamu düzeninin bu şekilde bozulması şeklen terörle mücadele eder gibi görünen yasadışı bu oluşumların eylemleri sonucu gerçekleşecektir. Kamu görevlilerinin yasaya aykırı olarak yaptığı şiddet ve silâh (bomba) kullanma eylemi açıkladığımız gibi devletin birliğini sağlamaya yönelik bir eylem olmayıp kamu düzeninin bozulmasına, karmaşaya, güvensizliğe neden olarak devletin birliğini bozmaya yönelik bir eylemdir. Bu bombalama eylemi ile Şemdinli halkını provake eden bölücü örgüt yandaşlarının halkı yönlendirdiği, özellikle Bayrağımıza ve Atatürk Büstü’ne saldırıların da gerçekleştiği, gerek ilçede gerekse ülke genelinde tansiyonu yükseltmeyi amaçlayan terör örgütü ve yandaşlarının pek çok yerde toplumsal çatışma yaratmayı hedefledikleri, devamında güvenlik birimlerini tahrik etmek suretiyle özellikle son dönemde insan hakları ve kişisel özgürlüklerin geliştirilmeye çalışıldığı ve güvenlik güçlerimizin bu konularda gerekli hassasiyeti göstermek için çaba harcadığı, bu ortamı bozdurmak ve devletimizi bazı uluslar arası platformlarda sıkıntıya sokmak eyleminde oldukları, bu şekilde terör örgütü PKK.ya adeta fırsat ve imkân tanınarak prim verilmiş ve bir takım eylemlerin yapılmasına zemin hazırlanmıştır. Bu bombalama olayına ilgili kurum ve kuruluşların müdahale etmesi ve gereğinin yapılmasına fırsat tanınmadan, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurum ve kuruluşlarını hedef alan, mevzuata göre açıkça suç teşkil eden toplumsal eylemlerin ardı ardına işlendiği, bunları yönlendiren ve büyük ihtimalle terör örgütü PKK.nın uzantısı konumundaki kişilere müdahale edilememesi, bu konudaki zafiyeti gösterir şekilde yerel bazı kişilerle irtibata girilerek yardım istenilmesi, belli bir alanın tamamen boşaltılması ve burayı bombalama olayından sonra göstericilerin işgâl etmesi, söz vermelere ve iyi niyetlere bağlı olarak resmî işlemlerin yapılması gibi bir sürece girilmesi, aslında güvenlik güçlerinin alması gereken bazı tedbirleri vatandaşların veya Belediye Başkanına bağlı olduğu söylenen bazı kişilerin alması ve bunlardan yarar umulması terör örgütünün bölgedeki yeni stratejisine yardımcı olmasına katkıda bulunacak bir anlayıştır. Bu olaylar göstermiştir ki bölgedeki halkın kışkırtılması ve galeyana getirilmesi halinde müdahale etmesi  gereken  devlet  kuruluşları  değil  yöredeki  politikacıların  ve  örgütün milis güçlerinin sözleri ve talimatları etkili olacaktır. Bu açıdan açıkladığımız gerekçelerle  09.11.2005  tarihindeki  patlama

olayı ve sonrasında gelişen toplumsal olaylar sonucu ülkenin kamu düzeni ve istikrarı bozulmuştur. Bu gerekçelerle 09.11.2005 günü Şemdinli’de gerçekleştirilen bomba eylemi devletin birliğini bozmaya yönelik bir eylemdir. Bu bombalama olayı ve akabinde yaşanan olaylar bir arada değerlendirildiğinde terör örgütü PKK.nın halk üzerindeki  etkinliğinin  artmasına,  örgütün  kısa  sürede  olayları protesto etmek için binlerce insanı bir araya toplayabilme gücüne kavuşmuş olması gibi imkânlara zemin hazırlanarak terör örgütünün lehine ve istediği sonuçları elde etmesine yönelik bir ortam meydana getirilmiştir” denilerek, bu eylemden sonra bölgede meydana gelen olaylar sonucu ülkenin kamu düzeni ve istikrarının  bozulduğu,  eylemin  devletin  birliğini bozmaya yönelik bir eylem olduğu, böylece, sanıkların devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmak, kasten adam öldürmek, kasten adam öldürmeye teşebbüs etmek ve suç işlemek için anlaşmak suçlarını işledikleri ileri sürülüp, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 ve devamı maddeleri gereğince yargılamalarının yapılarak eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 302/1,3713 sayılı Kanun’un 5, Türk Ceza Kanunu’nun 302/2. maddesi yollaması ile aynı Kanun’un 82/1-c,35/1, 316/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Van Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.3.2006 gün ve E: 2006/32, K: 2006/31 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

Van  3. Ağır Ceza Mahkemesi, 19.6.2006 gün ve E: 2006/45, K:2006/74 sayılı kararı ile, savunmasını Baroca görevlendirilen avukat dışında vekalet vermek suretiyle görevlendirdiği avukatının yapmasını istediği için V. A. hakkında açılan davanın tefrik edilerek 2006/116 sayılı esasa kaydedilerek bu esas üzerinden davaya devamına karar verdikten sonra, sanıklar A. K. ile Ö. İ.’in olay tarihinde suç örgütünün üyesi PKK itirafçısı sanık V. A.’le normal iştirak iradesini aşan örgütsel birliktelikle hukuk dışı, keyfi yollarla terörle mücadele etmek olarak kabul edilen amaçla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi kapsamında oluşturulan silahlı suç örgütünün üyesi olarak ve amaçları doğrultusunda S. Y.ı öldürmeye karar verip, bu doğrultuda amaçlarını gerçekleştirmek için el bombası kullanmayı planlayarak olayı gerçekleştirdikleri gerekçesiyle; sanıklar A. K. ile Ö. İ.’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220/2-3,62/1,37/1. maddesi yollamasıyla 82/1-a-c,35/2,62/1,82/2-3(e),61/2,21/2,62/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına, sanık V. A. hakkında ise, tefrik edilen dosyada yargılamaya devam edilerek aynı maddeler uygulanmak suretiyle cezalandırılmasına karar verilmiş, kararların ayrı ayrı temyiz edilmeleri üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nce, sanıklara yüklenen eylemlerin terörle mücadele görevleri kapsamında gerçekleştirildiği belirtilerek bölücü terörle mücadele ile ilgili Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütün faaliyetlerinin askeri nitelikte olduğu ve askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümlerin saklı tutulduğu CMK’nun 250/3. maddesi hükmü karşısında 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 54. maddesinin “Vatan aleyhinde bir cürüm yapan askeri şahıslar hakkında Türk Ceza Kanununun 125 nciden 145nci maddeye kadar olan maddeleri hükümleri tatbik olunur” hükümlerinin tatbik edileceği gerekçesiyle 353 sayılı Kanun’un 9 ve 12. maddeleri uyarınca davalara bakma görevinin askeri mahkemeye ait olduğu belirtilerek kararlar bozulmuştur.

VAN 3. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 14.9.2007 gün ve E:2007/189, K:2007/213 sayı ile öncelikle daha önce ayırma kararı verdiği dava dosyalarının birleştirilmesine karar verdikten sonra, bozma ilamında belirtilen hususları tekrar ederek bölücü terörle mücadele ile ilgili Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bütün faaliyetlerinin askeri nitelikte olması ve askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümlerin saklı tutan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250/3. maddesi hükmü karşısında Askeri Ceza Kanunu’nun 54. maddesi gereğince sanıkların eylemine uygun  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesi, 353  sayılı  Kanun’un  9  ve 12. maddeleri gereğince yargılama görevinin Askeri Mahkemeye ait olduğu  gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi hükmün onanmasına karar vermiş, dava dosyası, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

JANDARMA ASAYİŞ KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 22.1.2010 gün ve E:2010/52, K:2010/45 sayı ile, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesinde yapılan değişiklik  nedeniyle  sivil  kişi  sanık  V.  A.’in  askeri mahkemede yargılanamayacağı, sanıkların “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozmak” suçunu işlediklerine dair hiçbir delil bulunmadığı, yüklenen  eylemlerin sabit görülmesi durumunda, sivil sanık V. A.’in eyleminin “nitelikli kasten adam öldürmeye teşebbüs”, “nitelikli kasten adam öldürme” suçlarını, asker kişi sanıkların eylemlerinin ise bu suçlara azmettirme veya yardım etme suçlarını oluşturabileceği, bu suçların ise askeri bir görev ve hizmetle bağlantılı olarak gerçekleşmemiş olduğu,  bu nedenle 353 sayılı  Kanun’un  12.  maddesi  uyarınca tüm sanıkların yargılamalarının adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararının temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nce hükmün onanmasına karar verilmiş, dava dosyası, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Ali Cengiz ÖZBEK, Mehmet MUTLU, Ramazan ÖZKEPİR, Ahmet DURU, Yavuz SAYALGI, Levent BİLGİ’nin, katılımlarıyla yapılan 02.05.2011 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Dr. İlknur ALTUNTAŞ ile Askeri Yargıtay Başsavcılığınca görevlendirilen Başsavcı Yardımcısı Nalan CANBAYın davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler  Kanunlarda aksi yazılı  olmadıkça asker kişilerin

askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmiştir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar, 

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde  "Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde  eğer  suç  Askeri  Ceza  Kanununda  yazılı  bir  suç  ise  sanıkların  yargılanmaları askeri  mahkemelere;   eğer  suç  Askeri  Ceza  Kanununda  yazılı  olmayan bir suç ise adliye

mahkemelerine aittir" denilerek, Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suçun müştereken işlenmesi halinde sanıkların yargılamalarının askeri mahkemede yapılacağı hükme bağlanmıştır.

1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun, “Vatan aleyhindeki cürümler” başlığı altında düzenlenen 54. maddesinde “Vatan aleyhinde bir cürüm yapan askeri şahıslar hakkında Türk Ceza Kanunun 125 inciden 145 inci maddeye kadar olan maddeleri hükümleri tatbik olunur”; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Yollamalar” başlığı altında düzenlenen üçüncü maddesi birinci fıkrasında da “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır” denilmiştir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun, “Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi” başlığı altında düzenlenen 250. maddesinin (1) nolu fıkrasının (c) bendinde, Türk Ceza Kanununda yer alan, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305,318,319,323,324,325 ve 332 nci  maddeler  hariç) dolayısıyla  açılan  davaların,  Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görüleceği belirtilmiş; (3) nolu fıkrasında ise, birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenlerin sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanacakları, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümlerin saklı olduğu düzenlenmiştir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun birinci maddesinde “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir” denilerek terörün tanımı yapılmış; “Terör Suçları” başlığı altında düzenlenen 3. maddesinde de “26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312,313,314,315  ve  320  nci  maddeleri  ile  310  uncu  maddesinin  birinci  fıkrasında  yazılı suçlar, terör suçlarıdır”; “Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi” başlığı altında düzenlenen 9. maddesinde “Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili davalara, 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 250 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemelerinde bakılır” denilmiştir.

Öte yandan, 5918 sayılı Yasa’yla değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 3. maddesine eklenen ikinci fıkrasında, barış zamanında, asker olmayan kişilerin Askeri Ceza Kanununda veya diğer kanunlarda yer alan askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi bir suçu tek başına veya asker kişilerle iştirak halinde işlemeleri durumunda asker olmayan kişilerin soruşturmalarının Cumhuriyet savcılarınca, kovuşturmalarının adli yargı mahkemelerince yapılacağı belirtilmiştir.

3.3.2006 günlü 2006/32 Esas, 2006/31 Karar sayılı iddianamede; A. K. ve Ö. İ.’in terörle mücadele adı altında yola çıkıp bir süre sonra yasaların kendilerine verdiği yetkileri tam bir sorumsuzluk içinde yasadışılığı meşru sayıp amaçlarına ulaşmak için her yöntemi uygun yöntem olarak benimseyerek yanlarında kamu görevlisi olmayan eski bir PKK üyesi V. A. olduğu halde tam bir dayanışma ve işbirliği içersinde hareket edip S. Y. isimli şahsa zarar vermek veya bu şahsı öldürmek amacıyla suç tarihinde olayı gerçekleştirdikleri, terörle mücadele adı altında hukuk dışı bir yapılanma ve anlaşma ile devletin meşru güçleri gibi güç kullanarak yürürlükteki yasalar yerine kendi güç ve kuralları ile sözde yasalar  oluşturmanın  devleti hukuk devleti olmaktan çıkaracağı, eylemin kamu düzeninin bozulmasına, karmaşaya, devletin birliğini bozmaya yönelik olduğu iddia edilip sanıklara isnad olunan suçun kapsamı belirtilerek bu nitelemeye göre sanıklar haklarında Türk Ceza Kanunu’nun 302/1,2,316/1,82/1-c,53,63, 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddelerinin uygulanması istenilmiştir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bozma kararından sonra, yeniden düzenlenen ve  12.9.2010 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilip, 23.9.2010 gün ve 27708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5982 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile değişik Anayasa’nın 145. maddesinde “Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidir. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz” denilmiştir.

Bu düzenlemeye göre, devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davaların adliye mahkemelerinde görüleceği açıktır.

Olayımızda, iddianamede isnad olunan suçun tavsifi yapılarak sanıklar hakkında uygulanması istenilen Türk Ceza Kanunu’nun 302. maddesinde, devletin birliğine, güvenliğine karşı işlenen suçlar hakkında yaptırım öngörülmüştür.

Buna göre, iddianamedeki olayın anlatımı, sevk maddeleri ile yukarıda anlatılan yasal ve anayasal düzenlemeler birlikte gözetildiğinde, sanıkların kovuşturmalarının adli yargı yerinde yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 14.9.2007 gün ve E:2007/189, K:2007/213 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.05.2011 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

Hiç yorum yok:

BlogOkulu Gadgets